pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 A DAN Z YE İSİMLERİN ANLAMLARI: F-G
F-G etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
F-G etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2022 Salı

F-G İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

F HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
FADALE: (AR) Faziletli.
FADIL: (AR) Faziletli, fazilet sahibi.
FADL: (AR) İyilik. Fazilet. Erdemlilik.
FAHİM: (AR) Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. Ulu, büyük, sayan.
FAHİR: (AR) Övünülecek, iftihar edilecek. Şerefli, kıymetli. Parlak, güzel, mükemmel.
FAHREDDİN / FAHRETTİN: (AR) Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini.
FAHRİ: (AR) Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri üye; maaşsız, ücretsiz veya kurum için gurur kaynağı olan kişi.
FAİK: (AR) Üstün, seçkin, yüksek, ileri. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.
FAKI: (TR) Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan.
FAKİH: (AR) Bir şey bilen yahut anlayan kimse. Fıkıh ilminde üstad. İslam hukuk bilgini.
FALİH: (AR) Felaha eren, başarı kazanan, muradına eren. Toprağı süren, eken.
FARİS: (AR) Atlı (süvari). Binici, ata binmekte maharetli. Ferasetli, anlayışlı.
FARUK: (AR) Haklıyı haksızı ayırmakta güçlü olan. Doğruyu yanlıştan ayıran.
FATİH: (AR) Fetheden, açan. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse.
FATİN: (AR) Zeki, anlayışlı. Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.
FAYİH: (AR) Kendiliğinden dağılan güzel koku.
FAYSAL: (AR) Keskin hüküm, karar. Halletme, neticelendirme. Keskin kılıç. Hakim.
FAZIL: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. Erdemli, faik, üstün.
FAZLI: (AR) Değer, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. Fazla, ziyade, artık, baki. İki sayının birbirinden olan farkları. İlim ve irfan sahibi.
FAZLULLAH: (AR) Allah'ın fazlı, erdemi, lütfü.
FECRİ: (AR) Sabaha karşı güneş doğmadan önce ufkun gündoğusu tarafından görülen aydınlığı, tanyerinin ağarması.
FEDAİ: (Ar.) Canını esirgemeyen, önemli bir amaç uğrunda canını vermeye hazır bulunan.
FEDAKÂR: (FAR) Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.
FEHİM: (AR) Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.
FEHMİ: (AR) Fehme mensup, fehim ile ilgili (bkz. Fehim).
FELAH: (AR) Kurtuluş, selamet, mutluluk, bahtiyarlık.
FELAK: (AR) Gün ağarması.
FELİN: (AR) Mantar.
FENER: (YUN) İçinde ışık kaynağı bulunan şeffaf mahfaza.
FERAĞ: (FAR) Serin rüzgar.
FERAHET: (FAR) Şan ve şeref.
FERAMUŞ: (Fars.) Unutma, hatırdan çıkma.
FERDİ: (AR) Fertle ilgili, ferde has, tek başına yapılan.
FEREC: (AR) Gam, tasa ve sıkıntıdan kurtulma. Zafer.
FERHAD: (FAR) Anadolu Anonimi'nde Ferhad ve Şirin adıyla meşhur olan eski bir hikayenin erkek kahramanı olup Şirin'in aşıkıdır.
FERHAN: (AR) Sevinçli, mesut. Şen, memnun.
FERHAT: (AR) Sevinç, neşe. (bkz. Ferhad).
FERİD / FERİT: (AR) Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün.
FERİDUN: (FAR) Sekizinci gök.
FERİT: (FAR) Avcı kuş. Donmuş, katılaşmış şey.
FERMA: (FAR) Emreden, buyuran. Amir.
FERMAN: (FAR) Emir, buyruk. Padişah tarafından verilen yazılı emir, berat, buyrultu.
FERRUH: (FAR) Uğurlu, kutlu. Mübarek. Aydınlık insan.
FERRUHİ: (FAR) Ferruha ait. Uğurluluk, meymenet. İranlı ünlü şair.
FETHİ: (AR) Fethe mensup. Fetih hakkında yazılan kaside.
FETHULLAH: (AR) Dinin açılması. Yaşamaya başlamak.
FETİH: (AR) Açma, açış, açılma. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi ele geçirme. Zafer.
FETTAH: (AR) Açan, açıcı, zafer kazanmış, üstün gelmiş.
FEVZİ: (AR) Kurtuluşla ilgili. Zafere ait. Galip gelen, üstün olan.
FEYHA: (AR) Büyük, geniş, engin.
FEYYAZ: (AR) Çok faydalı, çok verimli. Feyiz, bereket ve bolluk veren.
FEYZİ: (AR) İlim, irfan. Akma, suyun akıp taşması. Bolluk çokluk, verimlilik.
FEYZULLAH: (AR) Allah'ın feyzi, bolluğu bereketi.
FEZA: (AR) Ucu bucağı bulunmayan boşluk. Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema.
FEZZAN: (AR) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.
FIRAT: (AR) Tatlı su. Türkiye'nin en uzun nehri.
FİKRET: (AR) Fikir, düşünce. İdrak. Zihin, akıl. Murat, maksat, niyet.
FİKRİ: (AR) Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.
FİRAS: (AR) Yiğit, mert. Binici, at yetiştirici.
FİRAZENDE: (FAR) Yükselten.
FUAD: (AR) Kalb, yürük, gönül.
FURKAN: (AR) Hakkı, batıldan, doğruyu yanlıştan ayırma, tefrik.
FUZULİ: (AR) Boşuna, yersiz, lüzumsuz, haksız. Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan.
FÜRUZAN: (FAR) Parlayıcı, parlayan, parlak.
FÜSUN: (AR) Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel.


G HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARIGAFFAR: (AR) Kullarının günahlarını affeden, Allah. Çok merhamet eden. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Abdülgaffar).
GAFUR: (AR) Mağfiret eden, yargılayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Gaffar).
GAGAUZ: (TR) Gökoğuzlar. Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yaşamaktadırlar. Deliorman, Dobruca, Beşerabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.
GALİB/ GALİP: (AR) Galebe çalan, muzaffer, yenen. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. Üstün baskın.
GANİ: (AR) Zengin varlıklı, bol doygun. Sahip olduğunda fazlasını istemeyen.
GANİM: (AR) Ganimet alan.
GAYRET: (AR) Çalışma, çabalama. Kıskanma, çekememe.
GAZA: (AR) Din uğruna savaş.
GAZANFER: (AR) İri arslan. Cesur, yürekli, yiğit adam.
GAZEL: (AR) Latif. Kuruyarak dökülmüş ağaç yaprağı. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarında en yaygın nazım şekli.
GAZİ: (AR) Allah yolunda savaşan kişi. Gaza sırasında yaralanan kimse. Gaza sırasında yararlıklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 2. Mahmut zamanında çıkarılan altın sikke.
GAZİR: (AR) Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.
GAZZAL: (AR) İplikçi.
GAZZALİ: (AR) İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. Babası "Gazzal-iplikçi" olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.
GENÇ: (FAR) Hazine define. (AR)Naz, eda, cilve.
GENCAL: (TR) Genç kal.
GENCAY: (TR) Ayın bir haftalık oluncaya kadar ki şekli, hilal.
GENCE: (FAR) Kuzey Azerbaycan'ın Baku'dan sonra en büyük şehri.
GENCER: (TR) Yeni taze, körpe kimse, yiğit.
GENÇYAZ: (TR) İlkbahar.
GIYAS: (AR) Yardım.
GIYASEDDİN/ GIYASETTİN: (AR) Dinin yayılması için yardımı dokunan zat.
GİLMAN: (AR) Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençler. Köleler, esirler. Cennette hizmet gören erkekler.
GİLŞAH: (FAR) Balçık şah. Balçıktan yapıldığı için Hz. Adem'in lakabı.
GİRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli. Kırım hanları tarafından unvan olarak kullanılmıştır.
GİRGİN: (AR) Herkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilen.
GİRYAR: (FAR) Ağlayıcı, ağlayan, (bkz. Nalan).
GÖKALP: (TR) Göklerin yiğidi bahadır.
GÖKÇEK: (TR) Güzel çok güzel. Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. İnce narin zarif.
GÖKDOĞAN: (TR) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.
GÖKEKİN: (TR) Yeni başak meydana getirmiş ekin.
GÖKKIR: (TR) At renklerinden maviye çalan kır.
GÖKKUŞAĞI: (TR) Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı.
GÖKMEN: (TR) Mavi gözlü ve sarışın kimse.
GÖKSEL: (TR) Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan sözcük.
GÖKSU: (TR) Türklerin çevrelerindeki birçok akarsuya verdikleri isim. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından.
GÖKSÜN: (TR) Binboğa dağlarından Elbistan'ın güney batısında Seyhan nehrine karışan çay.
GÖKTEPE: (TR) Mavi tepe.
GÖKTÜRK: (TR) Orta Asya'da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse. GÖKYÜZÜ: (TR) Göğün görünen yüzeyi (sema).
GÖRKEM: (TR) İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. Gösterişli, heybetli.
GÖRSEL: (TR) Görmekle ilgili.
GÖZLEM: (TR) İzlenim, müşahade, gözlemek.
GURBET: (AR) Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta yer.
GÜÇLÜ: (TR) Gücü olan kuvvetli zorlu.
GÜFTAR: (FAR) Söz, kelam.
GÜHER: (FAR) Gevher, cevher, (bkz. Gevher).
GÜLABİ: (FAR) Gülsuyu.
GÜNER: (TR) Güneşin doğma zamanı.
GÜNEY: (TR) Dört ana yönden biri.
GÜNGÖR: (TR) İyi günler yaşa.
GÜNHAN: (TR) Oğuz'un altı oğulundan Güneşi simgeleyenin adı
GÜNSEL: (TR) Hızlı akan sel.
GÜRAY: (TR) Yeni doğan ay.
GÜRBÜZ: (TR) İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. Cesur, kuvvetli. Sağlıklı, sıhhatli.
GÜRÇINAR: (TR) Çok büyümüş, gelişmiş, serpilmiş.
GÜRAL: (TR) Çok al, bol al
gürcan Herkesi seven, özveride bulunan
GÜRDAL: (TR) Güçlü, gelişmiş dal.
GÜREL: (TR) Maiyeti geniş, çevresi güçlü kuvvetli.
GÜRGAN: (FAR) İran'ın kuzeydoğusunnda bir yer. Aksak Timur'un lakabı.
GÜRHAN: (TR) Hanlar hanı.
GÜRKAN: (TR) Bol kan. Genç, taze, gelişmiş, serpilmiş.
GÜROL: (TR) Büyü, serpil, geliş.
GÜRSU: (TR) Temiz, pak, hızlı su.
GÜVEN: (TR) Korku ve kuşku duygusundan uzak. İnanma ve bağlanma duygusu. Yüreklilik, cesaret.
GÜVENÇ: (TR) Güvenme, dayanma, itimat. Övünme, gurur.
GÜZİR: (FAR) Çare, derman.