pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 A DAN Z YE İSİMLERİN ANLAMLARI

20 Eylül 2022 Salı

O- Ö İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

O HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
OBA: (TR) Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. Genellikle bölmeli göçebe cadın. Yabancı. Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. Ova.
OBUZ: (TR) Su kaynağı. Akarsulardan oluşan küçük derecik. İki derenin birleştiği dar yer. Karların erimesiyle oluşan ufak dere.
ODHAN: (TR) Atak, hareketli ve canlı lider. Ateş gibi han.
ODKAN: (TR) Canlı, coşkulu kimse. Ateş kanlı. Atak. Delidolu
ODMAN: (TR) Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse.
OFLAS: (TR) (bkz. Oflaz).
OFLAZ: (TR) İyi, güzel, eksiksiz, tam. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. Becerikli.Eflatun rengi.İşe yarar uygun. Cesur kabadayı.
OFLAZER: (TR) Oflaz er. Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit.
OGAN: (TR) (bkz. Okan).
OGANER: (TR) Oğan er.
OGÜN: (TR) Anımsanan belirli bir günde doğan.
OĞANER: (TR) Oğan er.
OĞANSOY: (TR) Oğan soy.
OĞUÇ: (TR) Oymak. Hısım, akraba.Bereket.
OĞUR: (TR) Uğur. Samimi, içten dost. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman ya da elverişli durum.
OĞURALP: (TR) Samimi, içten yiğit.
OĞURATA: (TR) Uğurlu ata.
OĞUŞ: (TR) Erkek çocuk.
OĞUZ: (TR) Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. Genç, sağlam, güçlü. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.
OĞUZALP: (TR) Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı.
OĞUZATA: (TR) Oğuz'a mensup, güçlü yiğit baba. Oğuz kahramanı.
OĞUZBALA: (TR) Oğuz çocuğu. Yiğit gürbüz çocuk.
OĞUZBAY: (TR) Oğuz bay.
OĞUZCAN: (TR) Oğuz can.
OĞUZER: (TR) Oğuz er.
OĞUZHAN: (TR) Yiğit han, hakan. Oğuz boylarının efsanevi kahramanı.
OĞUZKAN: (TR) Damarlarında Oğuz kanı taşıyan.
OĞUZMAN: (TR) Güçlü, sağlam, iyi yürekli, dost kimse.
OĞUZTAN: (TR) Görkemli, aydınlık.
OĞUZTÜZÜN: (TR) Sağlam, yiğit. Yumuşak huylu, sakin.
OKAN: (TR) Anlayışlı. Anlama, öğrenme.
OKANALP: (TR) Anlayışlı yiğit.Tanrısal gücü olan yiğit.
OKANAY: (TR) Okan ay.
OKANDAN: (TR) Tanrı'dan gelen, Tanrı'nın verdiği.
OKANER: (TR) (bkz. Okanalp).
OKATAN: (TR.) Ok atan.
OKATAY: (TR) Ok atay.
OKAY: (TR) Baht, talih, şans. Bahtlı, talihli. Beğenme. Satürn gezegeni.
OKBAŞ: (TR) Ok baş.
OKBOĞA: (TR) Hızlı ve boğa gibi güçlü.
OKBUDUN: (TR) Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup.
OKCAN: (TR) Canlı, hareketli canı tez.
OKÇUN: (TR) Uzak, öte, uzakta bulunan.
OKDAĞ: (TR) Ok dağ.
OKDEMİR: (TR) Demir gibi sağlam ve atak. Demirden yapılmış ok.
OKER: (TR) Hızlı, canlı, hareketli kimse.
OKERGÜN: (TR) Ok ergin.
OKGÜÇ: (TR) Ok gibi güçlü ve hızlı.
OKHAN: (TR) Hızlı, atak ve güçlü lider, han.
OKKAN: (TR) Ok kan.
OKMAN: (TR) Ok gibi hızlı, güçlü kimse. Okçu.
OKSAL: (TR) Ok sal.
OKSALMIŞ: (TR) Ok atmakla meşhur.
OKSAR: (TR) Ok atışına hazırlan.
OKSAY: (TR) Ok ve Say'dan birleşik isim.
OKSEV: (TR) Ok ve Sev'den birleşik isim.
OKSEVEN: (TR) Ok seven.
OKSU: (TR) Hızlı ve düzenli akan su.
OKŞAK: (TR) Benzeyiş. Benzeyen, andıran.
OKTAN: (TR) Ok tan.
OKTAR: (TR) Ok tar.
OKTAY: (TR) Öfkeli, sinirli, kızgın.
OKTUĞ: (TR) Ok tuğ.
OKTUNA: (TR) Ok tuna.
OKTÜRE: (TR) Ok türe.
OKTÜREMİŞ: (TR) Ok türemış.
OKUŞ: (TR) Zeka, akıl, anlayışlılık. Çağrı, davet.
OKUŞLU: (TR) Zeki, akıllı, anlayışlı.
OKUTAN: (TR) Eğitici, öğretmen.
OKUTMAN: (TR) Okutan, öğreten, öğretmen.
OKUYAN: (TR) Okumayı seven. Çağıran, davet eden.
OKYALAZ: (TR) Ateş gibi canlı ve çabuk.
OKYAN: (TR) Ok yan.
OKYANUS: (YUN) Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz.
OKYAR: (TR) Ok yar.
OKYAY: (TR) Ok yay.
OLCA: (TR) Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet.
OLCAY: (TR) Baht, talih, ikbal.
OLCAYTU: (TR) Bahtlı, şanslı, talihli.
OLCAYTUĞ: (TR) (bkz. Olcaytu).
OLCUM: (TR) Eli işe yatkın, becerikli, usta. Kendini olduğundan üstün gösteren.
OLDAÇ: (TR) Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan.
OLGAÇ: (TR) Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.
OLGUN: (TR) Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse.
OLGUNAY: (TR) Olgunay, dolunay.
OLGUNER: (TR) Olgun er. Yetişmiş, iyi gelişmiş kimse.
OLGUNSOY: (TR) Tanınmış soydan gelen.
OLGUNSU: (TR) Olgunsu
OLSAR: (TR) Adın duyulsun.
OMAÇ: (TR) Hedef, gaye, amaç.
OMAY: (TR) Seçkin, seçilmiş. Özet, öz.
ONAR: (TR) Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastalıktan, dertten kurtulan.
ONARAN: (TR) Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. Başaran, bitiren.
ONAT: (TR) İyi, güzel, düzgün. İyi yaratılışlı. Doğru, dürüst nitelikli. Kolay.
ONATKAN: (TR) Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen.
ONATSÜ: (TR) Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker.
ONAY: (TR) Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde.
ONBULAK: (TR) On bulak.
ONGAR: (TR) Kurtuluş.
ONGAY: (TR) Kolay.
ONGU: (TR) Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. Bayındırlık, gelişmişlik.
ONGUN: (TR) Eksiksiz, tam. Verimli, bol, Bayındır. Kutlu, uğurlu, beğenilen. Kurtulmuş, onmuş.Gelişmiş, gürbüz.
ONGUNALP: (TR) Kutlu, uğurlu, beğenilen yiğit.
ONGUNER: (TR) Gelişmiş, gürbüz genç.
ONGUNSU: (TR) Bol ve gür akan su.
ONGÜNER: (TR) Ongün-er.
ONGÜNEŞ: (TR) Ongün-eş.
ONUK: (TR) Sevgili, aziz.
ONUKER: (TR) Onuk er. Sevilen, sevgili insan, saygı değer.
ONUKTEKİN: (TR) Sevilen, sayılan güvenilir, emin insan.
ONUL: (TR) İyileş, iyi ol, sağlıklı ol.
ONULTAN: (TR) İyileştiren, düzelten, sağlığına kavuşturan.
ONUR: (TüR) İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.
ONURAD: (TR) Onuruyla tanınmış ad.
ONURAL: (TR) Şan, şeref kazan.
ONURALP: (TR) Onuruyla tanınmış kimse. Yiğit ve onurlu.
ONURHAN: (TR) Onurlu han, hükümdar.
ONURKAN: (TR) Onurlu, soylu kandan gelen.
ONURSAL: (TR) Onurla ilgili. Saygı için verilen san.
ONURSAN: (TR) Onuruyla tanınmış, şerefli.
ONURSAY: (TR) Onur say.ONURSEV: (TR) Onur sev.
ONURSOY: (TR) Onurlu soydan gelen.
ONURSU: (TR) Onur su.
ONURSÜ: (TR) Onurlu asker.
ORAK: (TR) Ekin biçme zamanı, hasat. Ekin biçme aracı.
ORAL: (TR) Kuleyi, şehri ele geçir, zaptet.
ORALMIŞ: (TR) Kale, şehir almış.
ORAN: (TR) Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. Tahmin. Anlayışlı.
ORAY: (TR) Ateş gibi kızıl renkte ay. Şehirli, şehirde yaşayan.
ORBAY: (TR) Ordu komutanı. Ordu beyi.
ORBEK: (TR) Şehir beyi.
ORBEY: (TüR) Bekçi muhafız.
ORCAN: (TR) Bey can. Üstün, kıdemli kişi.
ORCANER: (TR) (bkz. Orcan).
ORÇUN: (TR) Ardıllar, halefler.
ORGUN: (TR) Gizli saklı.
ORGUNALP: (TR) Orgun alp.
ORGUNTAY: (TR) Orgun tay.
ÖRGÜN: (TR) Sıcak gün.
ORGUNALP: (TR) Örgün alp.
ORHAN: (TR) Şehrin yöneticisi, hakimi.
ORHON: (TR) (bkz. Orhun).
ORHUN: (TR) Orta Asya'da bir ırmak. Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. Yüksek, yüce Hun anlamında.
ORKAN: (TR) Or kan.
ORKUN: (TR) (bkz. Orhun).
ORKUT: (TR) Kutlu, uğurlu şehir.
ORKUTAY: (TR) Or kut ay.
ORTAÇ: (TR) Tepe, ozanların bulunduğu. Mirasçı. Veliaht.
ORTAN: (TR) Ateş renginde kızıl tan.
ORTANCA: (TR) Pek çok türü bulunan süs bitkisi. Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasındaki kardeş.
ÖRTÜN: (TR) Ortanca kardeş.
ORTUNÇ: (TR) Ateş renginde tunç.
ORUÇ: (TR) İslam'ın beş şartından birisidir. Tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar Allah rızası için yiyip içmekten cinsi münasebetten sakınmak. İbadet.
ORUK: (TR) Aile, oymak. Göçmen olarak gelip bir yere yerleşen. Yol, çare, imkan.
ORUN: (TR) Özel, yer. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam.Gizli, habersiz. Huy, yaratılış.
ORUS: (TR) Eski uygur adlarındandır. "Talih, baht, saadet" anlamındadır.
ORUZ: (TR) Düşün, düşünce.
OSKAN: (TR) Akıllı.
OSKAY: (TR) Neşeli, mutlu.
OSMAN: (AR) Bir tür kuş ya da ejderha. ( Toy denilen, kazdan büyük bir kuşun yavrusu). Ateş gibi adam (Odman= Od +Man)
OTAC: (TR) Hekim, doktor.
OTARAN: (TR) Hayvanları otlatan çoban.
OTAY: (TR) Ateş renginde ay.
OYAL: (TR) Oy al.
OYALP: (TR) Oy alp.
OYANALP: (TR) E Oğan alp. Güçlü yiğit.
OYHAN: (TR) Oy han.
OYKAN: (TR) Oy kan.
OYKUT: (TR) Oy kut.
OYLUM: (TR) Vadi, koyak. Çukur, oyuk. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk.
OYMAN: (TR) Görüş, düşünce sahibi.
OYTUN: (TR) Kutsal, mübarek. Beğenilen, güzel yer. Alçak yer, ova.
OYTUNÇ: (TR) Oy tunç.
OYUM: (TR) Oymak işi.
OZAN: (TR) Şiir yazan, şair. Halk şairi. Şakacı, tatlı, güzel konuşan.
OZANALP: (TR) Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit.
OZANER: (TR) Ozan er.
OZANSOY: (TR) Güzel konuşan, şiir yazan bir soydan gelen.
OZANSÜ: (TR) Güzel konuşan, şiir yazan asker.
OZGAN: (TR) Öne geçen, kazanan, başarılı.

Ö HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
ÖCAL: (TR) Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al.
ÖDÜL: (TR) Bir başarı ya da iyilik karşısında verilen armağan. Yarışma veya müsabakalarda kazanana verilen hediye, mükafat.
ÖGE: (TR) Çok akıllı. Yaşlı kimse. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. Hekim. Ün, şöhret.
ÖGEDAY: (TR) Çok akıllı, bilgili. Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu.
ÖGER: (TR) Akıllı, bilgili kimse.
ÖGET: (TR) Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel.
ÖGETÜRK: (TR) Akıllı, bilgili Türk.
ÖĞÜN: (TR) Kendini yücelt, gurur duy. Zaman vakit. Kez, defa. Önde, ileride olan.
ÖĞÜT: (TR) Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.
ÖKE: (TR) (bkz. Öge).
ÖKER: (TR) Akıllı kimse.
ÖKKEŞ: (AR) Erkek örümcek. Bir dağ adı.
ÖKLÜ: (TR) Akıllı.
ÖKMEN: (TR) Akıllı, zeki, bilgili kimse.
ÖKMENER: (TR) Akıllı, bilgili kimse.
ÖKTEM: (TR) Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz.
ÖKTEMER: (TR) (bkz. Öktem).
ÖKTEN: (TR) Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur.
ÖKTÜRK: (TR) Akıllı, güçlü Türk.
ÖMER: (AR) Halife Hz Ömer'den. Adaletiyle ünlüdür.
ÖMÜR: (AR) Hayat müddeti, yaşama süresi. Hayat, dirilik.
ÖMÜRAL: (AR-TR) Uzun ömürlü ol.
ÖMÜRCAN: (AR-TR) Ömür-Can.
ÖNAL: (TR) İleri git, lider ol anlamında.
ÖNAY: (TR) Ayın ilk günlerindeki hali, hilal.
ÖNCEL: (TR) Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. Bizden önce yaşamış olanlar.
ÖNCÜBAY: (TR) Klavuz, rehber, önder kişi.
ÖNDER: (TR) Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef.
ÖNEL: (TR) Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet.
ÖNEN: (TR) Hak, adalet.
ÖNER: (TR) Önde gelen, başta gelen. Yön. Sıra.
ÖNGAY: (TR) Jüpiter gezegeni.
ÖNGEL: (TR) Ağır başlı.
ONGEN: (TR) Başarı, zafer.
ÖNGÜ: (TR) İlk, önce, önceki. Direnme, inat.
ÖNGÜL: (TR) Direnen, inatçı kimse. . Ön ayak olan, teşvik eden. Kılavuz.
ÖNGÜT: (TR) Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. Hücum etmek için elverişli yer.
ÖNKAL: (TR) Ön kal.
ÖNSAL: (TR) Ön sal.
ÖNSOY: (TR) İlk soy.
ÖNÜR: (TR) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden.
ÖREN: (TR) Eski yapı ya da kent kalıntısı. Şehir kent. Köy. Bitek ova. Ormanlık yer.
ÖRENEL: (TR) Cömert ve geniş el.
ÖRENER: (TR) Geniş, güven veren yiğit.
ÖRENGÜL: (TR) Yaban gülü.
ÖRGEN: (TR) Organ. İnce halat, urgan.
ORSAN: (TR) Yüce adı olan.
ÖRSEL: (TR) Ör sel.
ÖTÜKEN: (TR) Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. Moğolca'da yer Tanrıçası.
ÖVEÇ: (TR) 2, 3 yaşındaki erkek koyun.
ÖVÜNÇ: (TR) Övünmeye yol açan, övünülecek şey.
ÖYMEN: (TR) Evcimen, evine bağlı.
ÖZ: (TR) Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. Bir şeyin temel öğesi. Kan bağı ile bağlı olan.
ÖZAK: (TR) Öz ak. Özü temiz, doğru kimse.
ÖZAKAN: (TR) Öz akan.
ÖZAKAY: (TR) Öz akay. Özü temiz kimse.
ÖZAKIN: (TR) Öz akın.
ÖZAKINCI: (TR) Öz akıncı.
ÖZAKTUĞ: (TR) Beyaz tuğ.
ÖZAL: (TR) Öz al.
ÖZALP: (TR) Özünde yiğit olan kimse.
ÖZALPMAN: (TR) Özünde yiğit olan kimse.
ÖZALPSAN: (TR) Yiğitliğiyle tanınan kimse.
ÖZALTAN: (TR) Sabah seher vaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması.
ÖZALTAY: (TR) Altaylara mensup. Öztürk.
ÖZALTIN: (TR) Özü altın gibi değerli olan kimse.
ÖZALTUĞ: (TR) Kırmızı tuğ.
ÖZAN: (TR) Öz an.
ÖZARI: (TR) Arı gibi çalışkan kimse.
ÖZARKIN: (TR) Öz arkın.
ÖZASLAN: (TR) Aslan gibi güçlü, soylu kimse.
ÖZATA: (TR) Ata ve Öz kelimelerinden birleşik isim.
ÖZATAY: (TR) Özü herkesçe tanınan kimse.
ÖZAY: (TR) Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse.
ÖZAYDIN: (TR) Özü temiz, aydınlık kimse.
ÖZBAL: (TR) Balın özü.
ÖZBALA: (TR) Öz çocuk.
ÖZBAŞ: (TR) Öz baş.
ÖZBATU: (TR) Öz batu.
ÖZBAY: (TR) Yiğit, Türk Alpi.
ÖZBEK: (TR) Yiğit, cesur, özü güçlü. Orta Asya'da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse.
ÖZBEKKAN: (TR) Özbek soyundan gelen.
ÖZBEN: (TR) Soyluluk ve asalette öz, temel.
ÖZBERK: (AR-FAR) Özü güçlü kimse.
ÖZBEY: (TR) (bkz. Özbay).
ÖZBİL: (TR) Öz- Bil
ÖZBİLEK: (TR) Güçlü bilek.
ÖZBİLEN: (TR) Kendisi bilen, kendiliğinden bilen.
ÖZBİLGE: (TR) Bilgelik taşıyan. Doğasında bilgelik bulunan.
ÖZBİLGİN: (TR) Öz bilgin.
ÖZBİLİR: (TR) Asıl bilgiye ulaşan, temel bilgi sahibi.
ÖZBİR: (TR) Soy, temel, asıl birliği.
ÖZBOĞA: (TR) Öz boğa.
ÖZCAN: (TR) Candan, samimi, içten.
ÖZCEBE: (TR) Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan.
ÖZÇAM: (TR) Öz çam.
ÖZÇELİK: (TR) Özü çelik gibi sert ve güçlü.
ÖZÇEVİK: (TR) Canlı, çevik, hareketli kimse.
ÖZÇIN: (TR) Özü doğru, saf, temiz kimse.
ÖZÇINAR: (TR) Öz çınar.
ÖZDAĞ: (TR) Öz dağ.
ÖZDAL: (TR) Öz dal.
ÖZDAMAR: (TR) Öz damar.
ÖZDEĞER: (TR) Bir şeyin gerçek değeri.
ÖZDEK: (TR) Temel, esas, kök. İç, öz, çekirdek. Madde.
ÖZDEL: (TR) Hediye. Armağan.
ÖZDEMİR: (TR) Özü demir gibi güçlü.
ÖZDEN: (TR) Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. Özle, özvarlıkla, gerçekle ilgili.Suların geçtiği yer, su geçidi. Özsu.
ÖZDENER: (TR) Özden er.
ÖZDEŞ: (TR) Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan.
ÖZDİL: (TR) Gönülden, içten.
ÖZDİLEK: (TR) Candan dilenen dilek.
ÖZDİLMAÇ: (TR) Tercüman, çevirmen.
ÖZDİNÇ: (TR) Özlü, canlı, dinç olan kimse.
ÖZDİNÇER: (TR) Özü canlı, dinç olan kimse.
ÖZDOĞA: (TR) Gerçek, bozulmamış tabiat.
ÖZDOĞAL: (TR) Öz doğal.
ÖZDOĞAN: (TR) Öz doğan.
ÖZDOĞRU: (TR) Özünden temiz, dürüst kimse.
ÖZDORU: (TR) Öz doru.
ÖZDORUK: (TR) Zirve. Yüksek şahsiyet.
ÖZDURAN: (TR) Öz duran.
ÖZDURDU: (TR) Öz durdu.
ÖZDURU: (TR) Özü duru, katıksız olan.
ÖZEK: (TR) Güç. Çalışkan. Küçük dere. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. Bir şeyin ortası.
ÖZEKAN: (TR) Öze kan.
ÖZEL: (TR) Öz el. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait ya da ilişkin olan. Devlete değil, kişiye ait olan. Her zaman görülenden, olağandan farklı, dikkate değer.
ÖZEN: (TR) Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba. İçerlek, tam orta, en içeride olan. İlk söz. 4 Bir birine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara. Dere, ırmak.
ÖZENDER: (TR) Ender bulunan yaratılışta olan, değerli.
ÖZENGİN: (TR) Özü engin, geniş ve derin.
ÖZENLİ: (TR) Özenle çalışan kimse.
ÖZER: (TR) Yiğit, doğru kimse.
ÖZERCAN: (TR) Özer can.
ÖZERDAL: (TR) Öz er dal.
ÖZERDEM: (TR) Bütün erdemleri özünde toplayan.
ÖZERDİM: (TR) Özüne erdim, ulaştım.
ÖZERDİNÇ: (TR) Özünde canlı, dinç olan erkek.
ÖZEREK: (TR) Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey.
ÖZERHAN: (TR) Yiğit, cesur han.
ÖZERK: (TR) Kendi kendini yönetme yetkisi olan.
ÖZERKİN: (TR) Özgür, güçlü kimse.
ÖZERKMEN: (TR) Özünde güçlü olan.
ÖZERMAN: (TR) Bir şeyi çok isteyen. Pişmanlık duyan.
ÖZEROL: (TR) Gerçek yiğit ol.
ÖZERTAN: (TR) Öz ertan.
ÖZERTEM: (TR) Özünde erdemli olan.
ÖZGE: (TR) Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. İyi, güzel. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. Şakacı. Cana yakın, sıcakkanlı.Yürekli, gözü pek.
ÖZGEBAY: (TR) İyi, güzel, yürekli erkek.
ÖZGEER: (TR) İyi güzel erkek.
ÖZGEN: (TR) Özü geniş, rahat, sakin kimse.
ÖZGENALP: (TR) Sakin, ağırbaşlı yiğit.
ÖZGENAY: (TR) (bkz. Özgenalp).
ÖZGENÇ: (TR) Öz genç.
ÖZGENER: (TR) (bkz. Özgenalp).
ÖZGER: (TR) İyi, güzel kimse.
ÖZGİRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden.
ÖZGÜ: (TR) Kutsal. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan.
ÖZGÜÇ: (TR) Temel güç. Ana kuvvet.
ÖZGÜLEÇ: (TR) Güler yüzlü, içten gülen kimse.
ÖZGÜN: (TR) Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan.
ÖZGÜNAY: (TR) Özgün ay.
ÖZGÜNER: (TR) Öz güner.
ÖZGÜNEŞ: (TR) Güneş gibi parlak ve kapsamlı.
ÖZGÜR: (TR) Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız.
ÖZGÜRCAN: (TR) Özgürlüğüne düşkün kimse.
ÖZGÜREL: (TR) Özgür davranan kimse.
ÖZGÜVEN: (TR) Kendine güvenen.
ÖZHAKAN: (TR) Hakan soyundan gelen.
ÖZHAN: (TR) Hükümdar soyundan gelen.
ÖZİL: (TR) Gerçek ülke.
ÖZİLHAN: (TR) Ülkenin hanı, yöneticisi.
ÖZİLTER: (TR) Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu.
ÖZİNAL: (TR) Gerçek arkadaş, dost.
ÖZİNAN: (TR) Özden gelen inanç.
ÖZKAN: (TR) Temiz kan, soylu kimse.
ÖZKAR: (TR) Öz kar.
ÖZKAYA: (TR) Öz kaya.
ÖZKAYRA: (TR) İçten gelen bağış, iyilik.
ÖZKE: (TR) Sağlam, sağlıklı. Temiz yürekli.
ÖZKENT: (TR) Öz kent.
ÖZKER: (TR) Sağlam, temiz yürekli er.
ÖZKOÇ: (TR) Cesur, savaşkan yapılı..
ÖZKÖK: (TR) Esas, temel, kaynak. Neslin geldiği soy ağacı.
ÖZKUL: (TR) Gerçek kul. Hakkıyla ibadet eden kul.
ÖZKURT: (TR) Öz kurt.
ÖZKUT: (TR) Kutsanmış, kadr sahibi.
ÖZKUTAL: (TR) Gerçek mutluluk senin olsun.
ÖZKUTAY: (TR) Özü uğurlu ve ay gibi parlak olan.
ÖZKUTLU: (TR) Kutlu olan şeyin kendisi. Özü kutlu, uğurlu olan.
ÖZKUTSAL: (TR) Öz kutsal.
ÖZLEK: (TR) Toprağın özlü, verimli yeri. Zaman. Doğa üstü güç, felek.
ÖZLÜ: (TR) Özü benliği olan. İçten gerçek. Verimli.
ÖZLÜER: (TR) Kişilikli, olgun kişi.
ÖZMEN: (TR) Özlü kimse, özü iyi, sağlam kişilikli.
ÖZMERT: (TR) Mert yapılı.
ÖZMUT: (TR) Yapısında mutluluk olan.
ÖZNUR: (TR) Özü ışıklı, aydınlık kimse.
ÖZOĞUL: (TR) Öz oğul.
ÖZOĞUZ: (TR) Oğuz'a mensup. Oğuz'a ait.
ÖZOK: (TR) Özü ok gibi güçlü olan.
ÖZOL: (TR) Özün değişmesin, göründüğün gibi ol.
ÖZOZAN: (TR) Gerçek şair.
ÖZÖĞE: (TR) Bir şeyin aslı, özü.
ÖZÖNDER: (TR) Gerçek önder.
ÖZPINAR: (TR) Öz pınar.
ÖZPOLAT: (TR) Özü çelik gibi sağlam olan.
ÖZPULAT: (TR) (bkz. Özpolat).
ÖZSAN: (TR) Adı duyulmuş ünlü.
ÖZSEL: (TR) Özle ilgili, öze ilişkin.
ÖZSELEN: (TR) Gerçek haber.
ÖZSEVİ: (TR) İçten gelen sevgi.
ÖZSU: (TR) Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad.
ÖZSUNGUR: (TR) Sakin, soğukkanlı yapısı olan.
ÖZSÜ: (TR) Gerçek asker. Askeri kişilik ve yapı sahibi.
ÖZSÜER: (TR) (bkz. Özsü).
ÖZŞAHİN: (TR) Şahin gibi güçlü, atak, çabuk yapılı.
ÖZŞAN: (TR) Öz şan.
ÖZŞEN: (TR) Şen yapılı.
ÖZTAN: (TR) Karanlığı bitiren, aydın başlangıç.
ÖZTANIR: (TR) Gerçeği ayırabilen.
ÖZTARHAN: (TR) Büyük nüfuz sahibi. Komutan, han. Toprak zengini.
ÖZTAŞ: (TR) Öz taş.
ÖZTAY: (TR) Öz tay.
ÖZTAYLAN: (TR) (bkz. Taylan).
ÖZTEK: (TR) Öz tek.
ÖZTEKİN: (TR) Yapısında emniyet ve güven taşıyan.
ÖZTİMUR: (TR) Özü demir gibi güçlü.
ÖZTUNA: (TR) (bkz. Tuna).
ÖZTUNÇ: (TR) Özü tunç gibi güçlü olan.
ÖZÜAK: (TR) Özü tertemiz olan kişi
ÖZÜDOĞRU: (TR) Dürüst ve doğruluğu ilke edinen.
ÖZÜM: (TR) Kardeş gibi tutulup sevilen.
ÖZÜN: (TR) Hakkıyla kazanılmış ün. Şiir.
ÖZÜPEK: (TR) Ruhen güçlü.
ÖZVER: (TR) Öz ver.
ÖZVERDİ: (TR) Öz verdi.
ÖZVEREN: (TR) Özveride bulunan, fedakar.
ÖZVERİ: (TR) Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık.
ÖZYAY: (TR) Yay gibi çevik ve atılgan yapılı.
ÖZYURT: (TR) Anavatan, anayurt.
ÖZYUVA: (TR) Ata evi, dönülecek asıl yer.
ÖZYÜREK: (TR) Güçlü korkusuz.


P-R İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

P HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
PAKALIN: (FAR-TR) Dürüst, doğru iyi tanınmış kimseler.
PAKAN: (FAR) Temizler, anlar. Veliler, ermişler, evliya.
PAKEL: (FAR-TR) İyi işler yapan, doğru kimse.
PAKER: (FAR-TR) Temiz, dürüst, iyi kimse.
PAKKAN: (FAR-TR) Temiz soydan gelen kimse.
PAKSAN: (FAR-TR) Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse.
PAKSOY: (FAR-TR) Temiz soydan gelen.
PAKSU: (FAR-TR) Temiz su. Billur gibi arı duru, şahsiyetli.
PAKSÜT: (FAR-TR) Sütü temiz.
PALA: (TR) Kısa ve geniş kılıç.
PALATEKİN: (TR) Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi.
PALATİMUR: (TR) Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.
PALAY: (FAR) Yedek at.
PALAZ: (TR) Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. Güzel, canlı, gürbüz.
PAMİR: (TR) Orta Asya'da yüksek dağlık kütle. (FAR) Dünyanın çatısı.
PAMİRHAN: (TR) Pamir han.
PARSBAY: (FAR-TR) Pars gibi güçlü ve çevik.
PARSHAN: (FAR-TR) (bkz. Parsbay).
PARSKAN: ( FAR-TR) Kanında atılganlık, cesaret ve saldırganlık taşıyan.
PAŞA: (TR) Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. Uslu, ağırbaşlı.
PAYAM: (TR) Badem.
PAYAN: (FAR) Son nihayet. Uç, kenar.
PAYE: (FAR) Aşama, rütbe, derece. Basamak, merdiven basamağı. İkizlerin bir yıldızı.
PAYİDAR: (FAR) Saygın, rütbeli. Sağlam, sürekli.
PAYİZ: (FAR) Güz, sonbahar. Yaşlılık.
PAYZEN: (FAR) Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. Rençber.
PEHLİVAN: (FAR) Güreşçi. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit.
PEKAL: (TR) Pek al.
PEKALP: (TR) Güçlü, sert, kahraman yiğit.
PEKANT: (TR) Sağlam dönülmez yemin. Pek ant.
PEKDEĞER: (TR) Çok değerli, çok kıymetli.
PEKDEMİR: (TR) Sert, sağlam, demir gibi.
PEKEL: (TR) Güçlü el. Pek el.
PEKER: (TR) Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapılı.
PEKERGİN: (TR) Olgun kimse.
PEKGÖZ: (TR) Cesur, yiğit.
PEKİN: (TR) Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.
PEKİNER: (TR) (bkz. Pekin).
PEKİNTÜRK: (TR) Pekin Türk.
PEKOL: (TR) Sert, sağlam, dayanıklı ol.
PEKÖZ: (TR) Özü sağlam kimse.
PEKŞEN: (TR) Neşeli, şen şakrak, mutlu kimse.
PEKTAŞI: (TR) Güçlü, sert taş.
PEKTAY: (TR) Güçlü, sağlam tay.
PEKTÜRK: (TR) Sağlam ve güçlü Türk.
PEKÜN: (TR) Tanınmış güçlü isim.
PEKÜSTÜN: (TR) Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.
PERİNÇEK: (TR) Özverili, fedakar, sadık.
PERİZ: (FAR) Bağırma, haykırma. Su kenarında yetişen yeşil saz, ot.
PERK: (TR) Katı, sert, güçlü berk.
PERKEL: (TR) Güçlü er.
PERKER: (TR) Güçlü kimse.
PERKİN: (TR) Çok güçlü kuvvetli, sağlam kimse.
PERTEV: (FAR) Işık. Parlaklık.
PERVA: (FAR) Korku. Çekingenlik. İlgi, bağ.
PERVER: (FAR) Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden.
PERVİZ: (FAR) Üstün. Elek. Süzgeç. Balık. Güzellik.
PESEN: (TR) Kırağı, çiğ. Sis. İnce ince yağan kar, çisenti.
PESİN: (FAR) Sonraki, en son .
PEŞREV: (FAR) Türk müziğinin en meşhur saz eseri formu. Güreşten önce güreşçilerin yaptıkları gösteri.
PEYAM: (FAR) Haber, başkasından alınan bilgi.
PEYAMİ: (FAR) Haberle, bilgi ile ilgili.
PEYKAN: (FAR) Temren, başak, okun ucundaki sivri demir.
PİRANE: (FAR) Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır.
PİRUZ: (FAR) Kutlu, hayırlı, uğurlu.
POLAT: (FAR) Çelik. Güç, kuvvet.
POLATALP: (TR) Çelik gibi güçlü yiğit.
POLATHAN: (TR) (bkz. Polatalp).
POLATKAN: (TR) Çelik gibi güçlü soydan gelen.
POLATKILIÇ: (TR) İyi cins çelikten yapılma kılıç.
POYRAZ: (YUN) Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. Kuzey.
POZAN: (TR) Üzüm bağı.

R HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
RACİ: (AR) Rica eden, yalvaran, dileyen. Dönen, geri gelen.
RADİ: (AR) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren.
RAFET: (AR) Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında.
RAFEDDİN / RAFETTİN: (AR) İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu.
RAFIZ: (AR) Bırakan, salıveren.
RAFİ: (AR) Kaldıran, yücelten, yükselten.
RAFİH: (AR) Rahat ve huzurlu yaşayan.
RAGIB / RAGIP: (AR) Arzulu, isteyen, rağbet eden.
RAHİM: (AR) Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli.
RAHMET: (AR) Acıma, esirgeme, koruma.
RAHMİ. (AR) Acımayla ilgili.
RAİD: (AR) Gürleyen, gürüldeyen.
RAİF: (AR) Acıması olan, merhametli.
RAKIM: (AR) Yazan, çizen. Yükselti.
RAMAZAN: (AR) Hicri (kameri) ayların dokuzuncusu, oruç ayı.
RAMİ: (AR) Atan, atıcı
RAMİZ: (AR) Akıllı, zeki.İşaretlerle simgelerle gösteren.
RASİ: (AR) Kımıldamayan, oynamayan, sabit.
RASİF: (AR) Sağlam dayanıklı. Denizin yüzüne çıkmış kayalar. Taş, temel, rıhtım.
RASİH: (AR) Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan.
RASİM: (AR) Resim yapan.
RAŞİD / RAŞİT: (AR) Olgun, ergin, akıllı. Doğru yolda olan.
RAUF: (AR) Esirgeyen acıyan, çok merhametli.
RAZİ: (AR) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren.
REBİ: (AR) Bahar, ilkyaz.
RECA: (AR) Umut, umma. İstek, dilek.
RECAİ: (AR) İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran.
RECEP: (AR) Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. Gösterişli, haybetli.
REFAH: (AR) KBolluk, rahatlık, sıkıntı içinde olmamak.
REFET: (AR) Acıma, merhamet etme, esirgeme.
REFETTİN: (AR) İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu.
REFİ: (AR) Yüksek, yüce, saygın.
REFİG: (AR) Bolluk ve rahat içinde geçinen.
REFİK: (AR) Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. Koca. Ortak. Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi.
REGAİP: (AR) Çok istek gören, beğenilen. Armağanlar.
REHA: (FAR) Kurtulma, kurtuluş. (AR) Bolluk, genişlik, varlık.
REHBER: (FAR) Yol gösteren, kılavuz.
REİS: (AR) Başkan, baş.
REKİN: (AR) Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek.
REMİZ: (AR) İşaret, meramını isteğini işaretle ifade etme. Alamet, amblem.
REMZİ: (AR) Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.
RENAN: (AR) İnleyen, çınlayan.
RESAİ: (AR) Süsler, süs.
RESAN: (FAR) Erişenler, yetişenler, ulaşanlar.
REŞAT: (FAR) Layık, değer, yakışır.
RESUL: (AR) Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamber.
RESULHAN: (AR-FAR) Hükümdarların elçisi.
REŞAD / REŞAT: (AR) Doğru yolda, hak yolda yürüme.
REŞİD / REŞİT: (AR) İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. Akıllı hareket eden doğru yolda giden.
REVAN: (FAR) Akan, su gibi akıp giden. Ruh, can.
REVHA: (AR) Rahatlık. Gönül rahatlığı.
REVİŞ: (FAR) Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranış, yol.
REVNAK: (AR) Parlaklık, güzellik, tazelik, süs.
REYYAN: (AR) - Suya kanmış, suya doymuş.
REZAN: (AR) Ağırbaşlı, gururlu.
REZZAK: (AR) Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah'ın isimlerinden.
RIDVAN: (AR) Rıza, razılık, razı olma. Cennet kapısında bekleyen melek.
RIFAT: (AR) Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe.
RIFKI: (AR) Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık.
RIZA: (AR) Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, onaylama, kabul. Bir şeyin olmasına muvafakat etme. Kadere boyun eğme.
RIZKULLAH: (AR) Nimetler veren Allah'ın kulu.
RİAYET: (AR) Gütme, gözetme. Sayma, saygı, itibar. Ağırlama.
RİCAL: (AR) Erkekler. Onur sahibi kimseler.
RİKAB / RİKAP: (AR) Büyük, saygın bir kimsenin huzuru, önü.
RİVA: (AR) Suya kanmışlar.
RUHİ: (AR) Ruhsal, ruhla ilgili.
RUHİDDİN / RUHİTTİN: (AR) Dinin ruhu, özü.
RUHSAT: (AR) İzin, müsaade.
RUHŞAN: (AR) Yüce, üstün, şanlı, ruh.
RUŞEN: (FAR) Aydın, parlak. Belli, aşikar.
RUŞENİ: (FAR) Aydınlık, açıklık. Belli olma.
RUZİ: (FAR) Gündüze ait, gündüzle ilgili. Rızık, azık, kısmet, nasip.
RÜÇHAN: (AR) Üstünlük, üstün olma.
RÜKNEDDİN / RÜKNETTİN: (AR) Dinin temel direği.
RÜKNİ: (AR) Bir şeyin en sağlam yanı. Saygın, güçlü, önemli kimse
RÜSTEM: (FAR) Yiğit, kahraman. İran'ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı.
RÜSTİ: (FAR) Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet.
RÜSUHİ: (AR) Sağlam, güçlü. Becerikli, yetenekli.
RÜŞTÜ: (AR) Doğru yolda olan. Akıllı, ergin.



































S İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

S HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
SAADEDDİN / SAADETTİN : (AR) Dinin uğurlu ve kutlu kişisi.
SABAHADDİN / SABAHATTİN : (AR) Dinin güzelliği.
SABİ: (AR) Yedinci.
SABİH: (AR) Güzel, şirin.
SABİR: (AR) Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. Acele etmeyen.
SABİT: (AR) Değişmeyen, kımıldamayan. Kanıtlanmış, anlaşılmış.
SABRİ: (AR) Sabırla ilgili, sabra ilişkin.
SACİD: (AR) Secde eden, alnını yere koyan.
SADAK: (TR) Ok koymaya yarayan meşin torba. Sabah yeli.
SADIK: (AR) Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı.
SADIR: (AR) Hayrette kalan, şaşıran.
SADIRAY: (AR) (bkz. Sadır).
SADİ: (AR) Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu.
SADREDDİN / SADRETTİN : (AR) Dinin önderi, başı, ileri kişisi.
SADRİ: (AR) Göğüsle ilgili, göğse ait. Anneye nisbetle çocuk.
SADULLAH: (AR) Tanrının kutlu, talihli kıldığı kimse.
SADUN: (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu.
SAFA: (AR) Üzüntü ve kederden uzak olma, endişesizlik, rahat huzur, iç ferahlığı. Eğlence. Saflık, berraklık.
SAFER: (AR) Hicri takvimde ikinci ay, sefer. Temiz yürekli, dürüst kimse.
SAFFET: (AR) Saflık, temizlik, arılık, (bkz. Safvet).
SAFİ: (AR) Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Yalnız, sadece, sırf. Kesintilerden sonra kalan kısım, net.
SAFİH: (AR) Gökyüzü. Yassı ve düz halde bulunan şey.
SAFİR: (İBR) Mavi renkli, değerli bir süs taşı, göktaşı.
SAFVET: (AR) Saflık, temizlik, paklık, arılık, halislik.
SAFVETULLAH: (AR) Hz. Muhammed'in isimlerinden.
SAĞAN: (TR) Hızlı uçan, uzun dar kanatlı küçük kuş.
SAĞANALP: (TR) (bkz. Sağan).
SAĞBİLGE: (TR) Hekim, doktor.
SAĞCAN: (TR) Sağlıklı kimse.
SAĞINÇ: (TR) Emel, istek, amaç, düşünce.
SAĞIT: (TR) Silah.
SAĞLAM: (TR) Hasta veya sakat olmayan. Kolayca hasara uğramayan, bozulmayan, dayanıklı. Doğru, gerçek, sahih. Güvenilir, emin. Mutlaka, muhakkak, herhalde.
SAĞLAMER: (TR) (bkz. Sağlam).
SAĞMAN: (TR) Sağlıklı kimse. Eksiksiz, kusursuz, güvenilir.
SAĞUN: (TR) Saygın, kutsal.
ŞAHİN: (AR) Kadın. Sık. Katı, pek.
SAHİR: (AR) Gece uyumayan, uykusuz.
SAİB / SAİP : (AR) Hedefe doğru ulaşan. İsabetli olan, doğru olan, hata etmeyen.
SAİD / SAİT : (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut.
SAİK: (AR) Sevk eden, götüren. Süren sürücü.
SAİM: (AR) Oruç tutan kimse, oruçlu.
SAİR: (AR) Seyreden, hareket eden, yürüyen.
SAKIB / SAKIP : (AR) Delen, delik açan. Çok parlak.
SAKİ: (AR) Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan.
SAKMAN: (TR) Uyanık, akıllı kimse. Sessiz sakin kimse.
SALAH: (AR) Düzelme, iyileşme, iyilik. Barış. Dine olan bağlılık.
SALAHADDİN / SELAHATTİN: (AR) Dinine bağlı kimse.
SALAR: (FAR) Baş, kumandan, başbuğ, önder.
SALAT: (AR) Namaz.
SALCAN: (TR) (bkz. Salar).
SALİH: (AR) Yarar, yakışır, elverişli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili.
SALIK: (TR) Haber, bilgi. Haberci.
SALIKBEY: (TR) (bkz. Salık).
SALİM: (AR) Hasta veya sakat olmayan, sağlam.Ayıpsız, kusursuz, noksansız. Korkusuz, endişesiz, emin.
SALMAN: (TR) Başıboş, serbest, özgür.
SALTAR: (TR) Tek, yalnız. Yalnız başına giden. Temiz, saf.
SALTI: (TR) Gezgin, yolculuk eden.
SALTIK: (TR) Kendi başına var olan, bağımsız, koşulsuz, mutlak.Salıverilmiş, bırakılmış, azat edilmiş, özgür.
SALTUK: (TR) Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyliğini kuran Türk beyi Emir Saltuk (1072).
SALTUKALP: (TR) (bkz. Saltık).
SALUR: (TR) Kılıç. Oğuzların Üçok boyuna bağlı bir Türk kabilesi.
SAMED / SAMET : (AR) Hiç kimseye veya şeye ihtiyacı olmayan.
SAMİ: (AR) İşiten, duyan dinleyen. Dinleyici.Yüksek, yüce.
SAMİH: (AR) Cömert, eli açık.
SAMİM: (AR) Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı.
SAMİN: (AR) Sekizinci.
SAMİR: (AR) Meyveli, meyva veren.
SANAL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan.
SANALP: (TR) (bkz. Sanal).
SANAT: (AR) Sanat, ustalık, hüner, marifet.
SANAY: (TR) Ay san.
SANBAY: (TR) Ünlü kimse.
SANBERK: (TR) Gücüyle tanınmış, ün yapmış.
SANCAKTAR: (TR) Sancak taşıyan kimse. Sancak taşıma görevlisi.
SANCAR: (TR) Kısa kama. Saplar, batırır, yener. Selçuklu sultanlarından birisinin adı.
SANİ: (AR) İkinci. Yapan, işleyen, meydana getiren.
SANİH: (AR) Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan.
SANVER: (TR) (bkz. Sanal).
SARAÇ: (AR) Koşum, eğer takımlarıyla benzeri şeyler yapan veya satan kimse. Meşin üzerine süsleme yapan kimse.
SARDUÇ: (TR) Bülbül.
SARGAN: (TR) Çorak yerlerde biten bir ot. Bir tür balık.
SARGIN: (TR) Candan, içten, yürekten. Çekici cazibeli.
SARGINAL: (TR) (bkz. Sargın).
SARGUT: (TR) İhsan, bağış, ödül.
SARIALP: (TR) Sarışın yiğit.
SARICABAY: (TR) (bkz. Sarıalp).
SARİF: (AR) Sarfeden, harcayan. Değiştiren.
SARİH: (AR) Açık, meydanda. Belli, hüveyda. Saf, halis.
SARİM: (AR) Keskin, kesici.
SARP: (TR) Çetin, sert, şiddetli. Dik, çıkılması ve geçilmesi zor.
SARPER: (TR) Sert, güçlü erkek.
SARPHAN: (TR) (bkz. Sarper).
SARPKAN: (TR) Sert, güçlü soydan gelen.
SARTIK: (TR) Azad olunmuş, salıverilmiş, özgür.
SARU: (TR) Sarı benizli, tenli insan.
SARUCA: (TR) Sarı benizli, tenli insan.
SARUHAN: (TR) Harizm'den gelip Anadolu'ya yerleşen Saruhanoğulları beyliğinin kurucusu.
SARVAN: (TR) Deve süren, deveci.
SATI: (TR) Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk.
SATIBEY: (TR) (bkz. Satı).
SATIKBUĞRA: (TR) (bkz. Satılmış, Buğra).
SATILMIŞ: (TR) Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk, satı.
SATUK: (TR) (bkz. Satılmış).
SATVET: (AR) Ezici kuvvet, zorluluk.
SAV: (TR) Söz, haber, dedikodu. İleri sürülerek savunulan düşünce. Sağlam. Şöhret, ün.
SAVAŞ: (TR) İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, cenk, muharebe, harb. Doğuş, kavga. Mücadele uğraş.
SAVAŞER: (TR) Savaşan asker, insan, savaşçı.
SAVAT: (TR) Gümüş üstüne yapılan çizgiler, süsler.
SAVER: (TR) Sağlam, zinde, güçlü erkek.
SAVGAT: (TR) Hediye, armağan, bahşiş, ihsan.
SAVLET: (AR) Şiddetli saldırı, hücum.
SAVNİ: (AR) Koruma, gözetme ile ilgili.
SAVTEKİN: (TR) (bkz. Sav).
SAVTUNA: (TR) Sözünde duran kimse.
SAVTUR: (TR) Sağlıklı kal, hoşça kal.
SAYAR: (TR) Saygılı, hürmet eden.
SAYE: (FAR) Gölge. Sahip çıkma, koruma, siyanet. Yardım.
SAYFİ: (AR) Yaza ait, yazla ilgili.
SAYGIN: (TR) Saygı gören, sayılan, hatırlı.
SAYGUR: (TR) (bkz. Saygın).
SAYHAN: (TR) Adaletli yönetici, hükümdarların adili, ölçülüsü.
SAYIL: (Tür.) Saygı gör, sözün dinlensin, değerin artsın. Değerli, saygıdeğer.
SAYILGAN: (TR) Kendini saydıran, saygın kimse.
SAYKAL: (TR) Düz, düzgün, pürüzsüz. Gösterişli.
SAYKUT: (TR) Uğurlu, kutlu, saygıdeğer kimse.
SAYMAN: (TR) Hesap işleriyle uğraşan kimse.
SAYRAÇ: (TR) Öten, cıvıldayan, şakıyan.
SAYRAK: (TR) (bkz. Sayraç).
SAYYAD / SAYYAT : (AR) Avcı.
SAZAK: (TR) Kuvvetli ve soğuk esen yel. Soğuk yelle birlikte yoğun hafif kar. Küçük pınar, kaynak.
SEBAT: (AR) (bkz. Sabit).
SEBATI: (AR) Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran.
SEBİH: (AR) Yüzme, yüzüş.
SEBİL: (AR) Yol, büyük cadde. Su dağıtılan yer. Hayır için parasız dağıtılan su.
SEBÜK: (TR) Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. Sevgili, aziz.
SEBÜKALP: (TR) Hızlı, atak, yiğit.
SEBÜKTEKİN: (TR) (bkz. Sebük).
SECAHAT: (AR) Yumuşak huyluluk.
SECAVEND: (FAR) Kur'an-ı Kerim'i manasına uygun olarak okumak için konulan durak işaretleri.
SECCAC: (AR) Çağlayan. Küçük şelale.
SECİYE: (AR) Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy.
SEÇKİN: (TR) Seçilmiş, ayrılmış benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış, mümtaz, güzide.
SEÇKİNER: (TR) (bkz. Seçkin).
SEDAD / SEDAT : (AR) Doğruluk, hak. Doğru ve haklı.
SEFA: (AR) Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. Eğlence, zevk, neşe.
SEFER: (AR) Bir yerden bir yere gitme, yolculuk, seyahat. Savaş hazırlığı. Savaşa gitme. Harp, savaş. Gemilerin kalktıkları limana tekrar dönünceye kadar yaptıkları fiil. Defa, kere.
SEFİR: (AR) El içi. Yabancı diplomat
SEHA: (AR) Sehavet, kerem, cömertlik.
SEHHAR: (AR) Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici.
SELAHADDİN / SELAHATTİN : (AR) Dinine bağlı kimse.
SELAMİ: (AR) İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili.
SELÇUK: (TR) Güzel konuşma yeteneği olan. XI. Anadolu, Kafkaslar ve Orta Doğu'da imparatorluk kuran Türk topluluğunun hükümdarı.
SELİL: (AR) Yeni doğmuş erkek çocuğu, ilker.
SELİM: (AR) Kusuru, noksanı olmayan, sağlam, doğru. Tehlikesiz, zararsız, kurtulmuş. 3. Temiz, samimi.
SELMAN: (AR) Barış içinde bulunma, huzur, erinç.
SELMİ: (AR) Barışla ilgili, barışçıl.
SEMAVİ: (AR) Semaya mensup, sema ile ilgili.
SEMİ: (AR) İşiten, işitme kuvveti olan. Allah'ın isimlerinden.
SEMİH: (AR) Eli açık, cömert.
SEMİN: (AR) Pahalı, kıymetli. Çok değerli.
SEMİR: (AR) Arkadaş. Nitelikli. Yamaç, dağ silsilesi.
SENA: (AR) Övgü ile ilgili. Şimşek parıltısı.
SENİH: (AR) Süs, bezek. İnci.
SERALP: (TR) Baş yiğit.
SERBÜLEND / SERBÜLENT : (FAR) Başta gelen, yüce üstün. Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur.
SERDAR: (FAR) Başkumandan, başbuğ. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden veziri azamlara verilen unvan.
SERDENGEÇTİ: (TR) Fedai, akıncı, yiğit.
SERDİNÇ: (FAR-TR) Başı dinç, sakin, rahat, huzurlu.
SERGEN: (TR) Raf. Vitrin. Tepelerdeki düzlük yer. Yorgun, perişan.
SERHAD / SERHAT: (FAR-AR) Hudut, sınır, sınırbaşı; iki devlet arasındaki sınır boyu.
SERHAN: (AR) Hanların başı. Kurt, canavar. Baş okuyucu, şarkıcı başı.
SERHENK: (FAR) Çavuş. Türk müziğinde çok eski birleşik makam.
SERHUN: (FAR) Asil kan, soylu kan.
SERİ: (AR) Çabuk, hızlı.
SERİM: (TR) Serme işi. Sabırlı. Genellikle öykülerde başlangıç bölümüne verilen ad.
SERİMER: (TR) Sabırlı kimse.
ŞERİR: (AR) Taht. Yatacak yer.
SERKAN: (FAR-TR) Soylu kan, başkan.
SERKUT: (FAR) Mutlu, talihli, kutlu insan.
SERMED / SERMET: (AR) Ebedilik, ebediyet, sonsuzluk.
SEROL: (FAR-TR) Önder ol, baş ol.
SERTAÇ: (FAR) Baştacı, çok sevilen, sayılan.
SERTEL: (TR) Sert, katı, acımasız el.
SERTER: (TR) Katı, sırt, acımasız.
SERTUĞ: (TR) Baş tuğ.
SERVER: (FAR) Baş, başkan, reis, ulu.
SERVET: (AR) Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para.
SETTAR: (AR) Örten. Günahları, ayıpları gizleyen.
SEVGEN: (TR) E Sevmiş, seven.
SEYFEDDİN / SEYFETTİN : (AR) Dini koruyan, dinin kılıcı.
SEYFİ: (AR) Kılıçla ilgili kılıç şeklinde. Askerlikle ilgili. Askeri.
SEYFULLAH: (AR) Allah'ın kılıcı.
SEYHAN: (AR) Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nın mezarının bulunduğu şehir. Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir.
SEYHUN: (TR) (bkz. Seyhan).
SEYİDHAN / SEYİTHAN : (AR) Hanların başı, önderi.
SEYLAB / SEYLAP : (FAR) Sel, sel suyu.
SEYLAN: (AR) Akma, akış.
SEYRAN: (AR) Gezme, bakıp seyretme.
SEYYİD / SEYYİT / SEYİT : (AR) Bir topluluğun ileri gelen kişisi, lider. Hz. Peygamber'in soyundan olan kimse.
SEZA: (FAR) Münasip, uygun, yaraşır.
SEZAİ: (FAR) Uygun yaraşan, münasip.
SEZAL: (TR) Sezgili.
SEZEN: (TR) Duyan, hisseden, anlayan, sezgili.
SEZER: (TR) Duyar, hisseder, anlar.
SEZGEN: (TR) Sezen, hisseden, duyan.
SEZGİ: (TR) Sezme kabiliyeti, seziş. Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama.
SEZGİN: (TR) Sezme yeteneği olan, duygulu anlayışlı.
SEZGİNAY: (TR) (bkz. Sezgin).
SEZMEN: (TR) Sezen, anlayan kimse.
SIBGATULLAH / SEBGATULLAH : (AR) Yaratıcı gücü, kuvveti olan Allah'ın kulu.
SIDAL: (TR) Güç, kuvvet, dayanıklılık. Olgunlaşmaya, erginleşmeye başlayan. Öfkeli, sinirli.
SIDAM: (TR) Sade, yalın, düz, süssüz.
SIDAR: (TR) Dayanıklı.
SIDDIK: (AR) Çok doğru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kişi.
SIDKI / SITKI : (AR) İç, yürek temizliğiyle, doğrulukla ilgili.
SIRALP: (TR) Sır saklayan yiğit.
SIRAT: (AR) Yol, yön.
SIRATULLAH: (AR) Dosdoğru yol. Allah'ın yolu.
SIRRI: (Ar.) Sırla ilgili, sırra ait. Mistik.
SİYAMİ: (AR) Oruç tutan, oruçlu, kötülükten kaçınan.
SİNA: (AR) Arap yarımadasının Mısır ile birleştiği yerde bir üçgen oluşturan yanmada. Bu yarımadada bulunan dağ.
SİNAN: (AR) Mızrak, süngü vb. silahların sivri ucu.
SİPAHİ: (FAR) Osmanlı İmparatorluğu'nda tımar sahibi atlı asker.
SİRAC: (FAR) Işık meşale, kandil, çerağ.
SİRACEDDİN / SİRACETTİN: (AR) Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan.
ŞİRAN: (AR) Kaleler, hisarlar.
SİRER (FAR) Tok, doymuş. Eli açık.
SİRET: (AR) Bir kimsenin hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş.
SOMEL: (TR) Doğru, katışıksız, güçlü el.
SOMER: (TR) Doğru, katışıksız güçlü kimse.
SONALP: (TR) Sonuncu, son doğan yiğit, erkek çocuk.
SONAT: (TR) Bir ya da iki çalgı için yazılmış, üç ya da dört bölümden oluşan müzik yapıtı.
SONAY: (TR) Ay'ın son günleri.
SONER: (TR) (bkz. Sonalp).
SONGUR: (TR) Şahin. Ağır, hantal.
SONGURHAN: (TR) (bkz.Songur).
SONGÜN: (TR) Sonuncu, son olan. Eğilim, yetenek.
SORGUN: (TR) Bir tür söğüt ağacı. Sıtkı, sert. Çok uzun ve güzel saç.
SOYSAL: (TR) Uygar, medeni.
SOYSALDI: (TR) Soyu genişledi, tanındı.
SOYSALTÜRK: (TR) Uygar Türk.
SOYSAN: (TR) Tanınmış soy.
SOYSELÇUK: (TR) Selçuklu soyundan.
SOYTEKİN: (TR) Cesur, yiğit. (bkz. Tekin).
SOYUER: (TR) Yiğit soydan gelen.
SOYURGAL: (TR) İhsan, bağış, hediye, armağan.
SÖKMEN: (TR) Yiğitlere verilen san.
SÖKMENER: (TR) Yiğit kimse.
SÖKMENSU: (TR) Yiğit asker, yiğit subay.
SÖNMEZ: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen, her zaman canlı.
SÖNMEZALP: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen yiğit.
SÖZEN: (TR) Söylev veren, güzel konuşan hatib.
SÖZER: (TR) Sözünde duran.
SÖZMEN: (TR) Güzel, etkili konuşan kimse.
SUAD / SUAT: (AR) Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu.
SUAVİ: (AR) Herkesin işine koşan, yardım eden.
SUAY: (TR) Suya düşen ay.
SUBAHİ: (AR) (bkz. Subhi).
SUBHİ / SUPHİ : (AR) Sabah vakti, şafak ile ilgili.
SUBUTAY: (TR) Cengiz Han'ın ünlü Moğol generalinin adı.
SUDİ: (AR) Yararlı, faydalı, kazançlı.
SUFİ: (AR) Tasavvuf erbabı, mutasavvıf.
SUHAN: (TR) Suyun hakimi, su kaynaklarının yönetimini elinde bulunduran.
SULHİ: (AR) Barışa özgü, barışla ilgili, barışçı.
SUNAY: (TR) Ay'ı sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birleşik isim.
SUNER: (TR) Sunucu, sunan.
SUNGU: (TR) Armağan, bağış, ihsan.
SUNGUN: (TR) Yetenek. Bağış, ihsan.
SUNGUR: (TR) Sakin, soğukkanlı (kimse). Akdoğan.
SUNGURALP: (TR) Soğukkanlı ve doğankuşu gibi güçlü, yiğit.
SUNGURBAY: (TR) (bkz. Sunguralp).
SUNGURTEKİN: (TR) (bkz. Sunguralp).
SUNULLAH: (AR) Allah'ın yarattığı.
SUYURGAL: (TR) İhsan, bağış, hükümdarca bağışlanan dirlik.
SUALP: (TR) Güçlü, yiğit asker.
SÜEL: (TR) Asker eli.
SÜER: (TR) Yiğit asker.
SÜERDEM: (TR) Erdemli asker.
SUERGİN: (TR) Olgun asker.
SÜERKAN: (TR) Soylu kandan gelen asker.
SÜERSAN: (TR) Yiğitliğiyle ünlü asker.
SÜHA: (AR) Büyükayı takım yıldızının en küçük yıldızı.
SÜHAN: (FAR) Söz, lakırdı. Şiir.
SÜHEYL: (AR) E Sema'nın güney yarımküresinde bulunan sefineyi Nuh burcundaki parlak ve büyük yıldızın adı.
SÜLASİ: (AR) Üçlü, üç şeyden meydana gelen.
SÜLEYMAN: (AR) İbranice "huzur, sükun". Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberden biri.
SÜMER: (TR) Eski tarihlerde aşağı Mezopotamya'da yaşamış olan bir kavim.
SÜMRE: (AR) Esmerlik, karayağızlık.
SÜPHAN: (TR) Doğu Anadolu'da Van gölünün kuzey kıyısındaki sönmüş volkan.
SÜREHA: (AR) Saf ırklar.
SÜREYYA: (AR) Ülker yıldızı, pervin.
SÜRURİ: (AR) Sevinçle, neşeyle ilgili.

Ş İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

Ş HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
ŞABAN: (AR) Aralık, fasıla. Hicri, Kameri ayların sekizincisi, üç ayların ikinci ayı.
ŞABEDDİN / ŞABETTİN: (AR) Din topluluğu, cemaati.
ŞADAN: (FAR) Keyifli, neşeli, sevinçli.
ŞADİ: (FAR) Sevinç, mutluluk.
ŞAFAK: (AR) Güneş doğmadan az önce ufukta beliren aydınlık.
ŞAFAKGÜN: (AR-TR) Şafak renkli, kızıl.
ŞAHABEDDİN / ŞAHABETTİN: (AR) Dinin yıldızı.
ŞAHADEDDİN / ŞAHADETTİN: (AR) Dinin tanıklığı. Dinin belirtisi, işareti.
ŞAHAN: (FAR) Şahlar. Oldukça büyük boylu, yırtıcı bir kuş. (bkz. Şahin).
ŞAHAP: (AR) Alev, ateş parçası. Kayan yıldız, akan yıldız. Cesur yürekli kimse.
ŞAHAT: (FAR-TR) Güçlü, güzel cins at, atların şahı.
ŞAHBAZ: (FAR) Beyaz ve iri doğan. Yakışıklı. Yiğit, serdengeçti. Kabadayı. Cömert.Büyük, gösterişli, güzel mükemmel.
ŞAHBENDER: (FAR) Konsolos.
ŞAHBEY: (FAR-TR) Üstün nitelikli, saygın, yüce.
ŞAHDAR: (FAR) Dallı, budaklı ağaç.
ŞAHİD / ŞAHİT: (AR) Bir yerde bulunan, bir şeyi gören ve gördüğü ve bildiği şeyler konusunda bilgi veren kimse, tanık. Bir sözleşmenin yapılması sırasında taraflardan birinin yanında hazır bulunan. Doğrulayan, isbat eden.
ŞAHİN: (FAR-TR) Büyük boylu, kanca gagalı, yırtıcı bir kuş.
ŞAHİNALP: (FAR-TR) Şahin gibi güçlü yiğit, cesur.
ŞAHİNER: (FAR-TR) Şahin gibi güçlü, yiğit er.
ŞAHİNHAN: (FAR-TR) Güçlü, yiğit kimse.
ŞAHİNKAN: (FAR-TR) Yiğit soydan gelen, güçlü, kahraman.
ŞAHİNTER: (FAR) Çok yiğit, kahraman, şahin gibi.
ŞAHİSTAN: (FAR) Şah ülkesi.
ŞAHKAR: (FAR) Baş eser, en güzel eser.
ŞAHRUH: (FAR-AR) Yüce ruhlu, görkemli, üstün kişilikli kimse.
ŞAHSAR: (FAR) Dallık, ağaçlık, koruluk.
ŞAHSUVAR: (FAR) İyi ata binen yiğit kimse.
ŞAHVAR: (FAR) Şaha, hükümdara yakışacak surette. İri ve iyi cins inci.
ŞAİK: (AR) İstekli, hevesli.
ŞAKİR: (AR) Şükreden, durumundan memnun olan. Allah'a şükreden.
ŞAMİH: (AR) Yüksek, görkemli.
ŞAMİL: (AR) Şümulü bulunan, içine alan, kaplayan, kapsayan.
ŞANAL: (TR) Ünün yayılsın, tanınmış şanlı bir insan ol.
ŞANALP: (TR) Ünlü, şanlı, tanınmış kimse.
ŞANER: (TR) Ünlü kimse.
ŞANLI: (TR) Ün, şöhret. Hal durum. Debdebe, gösteriş, haşmet. Yüksek makam rütbe.
ŞARA: (TR) Kente ait, şehire ait.
ŞARBAY: (TR) Kentli, şehirli kimse.
ŞARIK: (AR) Doğup parlayan, parlak.
ŞATİ: (AR) Kıyı, kenar.
ŞATIR: (AR) Neşeli, şen. Büyük bir kimsenin atı yanında gitmekle vazifeli ağa.
ŞAYLAN: (TR) Çok övünen, gururlu kimse. Sevinçli, neşeli.
ŞECAAT: (AR) Yiğitlik, cesurluk, korkusuzluk.
ŞECAADDİN / ŞECAATTİN : (AR) Dinin kahramanı, dinin yiğidi.
ŞECİ: (AR) Cesur, yürekli, yiğit.
ŞEFAADDİN / ŞEFAATTİN: (AR) Dinin, Allah ile kul arasınadaki aracılığı, dinin şefaati.
ŞEFİK: (AR) Şefkatli, acıması olan, esirgeyici.
ŞEHİM: (AR) Akıllı ve kurnaz yiğit.
ŞEHRİYAR: (FAR) Padişah, hükümdar.
ŞEHRUD: (FAR) Büyük çay, nehir.
ŞEHZAT: (FAR) (bkz. Şahzat).
ŞEKİB / ŞEKİP: (FAR) Sabır, tahammüllü, dayanıklı.
ŞEMAİL: (AR) Huylar, davranışlar, alışkılar. Bir kimsenin dış görünüşünün özellikleri.
ŞEMDİN: (AR) Dinin mumu, dinin aydınlığı.
ŞEMİ: (AR) Mumla, ışıkla ilgili, ışıklı. Mum yapan ya da satan kimse.
ŞEMİM: (AR) Güzel kokan, güzel kokulu, güzel koku.
ŞEMS: (AR) Güneş.
ŞEMSEDDİN / ŞEMSETTİN: (AR) Dinin güneşi, dinin insanlara verdiği aydınlık.
ŞEMSİ: (AR) Güneşe ait, güneşle ilgili.
ŞEMSİFER: (AR-FAR) Güneşin aydınlığı, parlaklığı.
ŞENAL: (FAR-TR) (bkz. Şen).
ŞENALP: (FAR-TR) Neşeli, canlı yiğit.
ŞENALTAN: (FAR-TR) (bkz. Altan).
ŞENBAY: (FAR-TR) Neşeli, sevinçli, mutlu, varlıklı kimse.
ŞENCAN: (FAR-TR) Canlı, neşeli, hareketli yapısı olan kimse.
ŞENDOĞAN: (FAR-TR) Sevinçli, neşeli ol.
ŞENDUR: (FAR-TR) Neşeli, sevinçli olması devam etti, sürdü.
ŞENEL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ev. Bölge, il.
ŞENER: (FAR-TR) - Mutlu, neşeli kimse.
ŞENGİL: (FAR-TR) İyi yürekli, hoş sohbet kimse.
ŞENNUR: (FAR-AR) Neşeli ve nurlu insan.
ŞENOL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ol. (bkz. Şenel).
ŞENSAL: (FAR-TR) Neşeni çevrene yay, herkes neşelensin.
ŞENSOY: (FAR-TR) Neşeli soydan gelen kimse.
ŞENTÜRK: (FAR-TR) Neşeli, canlı, mutlu türk.
ŞENYAŞAR: (FAR-TR) Yaşamı, neşeli mutlu geçen kimse.
ŞENYURT: (FAR-TR) Neşeli, mutlu insanların yurdu; ülkesinde yaşayan.
ŞERAFEDDİN / ŞERAFETTİN: (AR) Dinin şereflisi, büyüğü.
ŞERAFET: (AR) Şerefli olma hali. Soydanlık, asalet.
ŞEREF: (AR) Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. İyi ün. Övünç duyulacak şey.
ŞEREFHAN: (AR-TR) Büyük, yüce hükümdar.
ŞERİF: (AR) Şerefli, kutsal. Soylu temiz.
ŞEVKET: (AR) Azamet, büyüklük, ululuk, debdebe, haşmet.
ŞEVKİ: (AR) Şevkle ilgili, şevke ait, neşeli.
ŞEYBAN: (AR) Saçlarına ak düşmüş yaşlı kimse. Moğol hükümdarlarından birisi.
ŞİMŞEK: (TR) Yağmurlu havada, buluttan buluta ya da yere elektrik boşalırken oluşan, geçici ve şiddetli elektrik akımı. Canlı, hızlı, coşkulu, hareketli kimse.
ŞİNAS: (FAR) Anlayan, tanıyan, bilen.
ŞİNASİ: (FAR) Tanımaya, anlamaya özgü, tanımak, bilmekle ilgili.
ŞİRAZ: (FAR) Türk müziğinde eski bir makam.
ŞİRVAN: (FAR) İran'da bir kent adı. Aslan barınağı.
ŞİRZAT: (AR-FAR) Aslan gibi güçlü, kişilikli kimse.
ŞÖLEN: (TR) En üst idareci tarafından bütün halka verilen,yemek, ziyafet.
ŞÜKRAN: (AR) İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık.
ŞÜKRÜ: (AR) Şükretme, minnettarlıkla ilgili.

T İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

T HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
TACAL: (TR) Üstün ol, taçlan.
TACEDDİN / TACETTİN : (AR) Dinin tacı.
TACİ: (AR) Taçla ilgili.
TACİK: (FAR) İran ve Türkistan'da yaşayan İran asıllı, Farsça konuşan halktan olan kimse.
TACİM: (AR) Noktalama, noktalatma.
TACİR: (AR) Ticareti meslek edinmiş olan
TAÇKIN: (TR) Gurur.
TAHA: (AR) Kuranı Kerim'in 20. suresi. Hz. Ömer'e müslüman olmadan önce okunan ilk sure. Hz. Ömer bu sureden etkilenmiş ve müslüman olmuştur.
TAHİR: (AR) Temiz, pak. Türk musikisinde basit bir makam.
TAHSİN: (AR) Güzel bulma, beğenme. Aferin deme alkışlama.
TAİB / TAİP: (AR) Tövbe eden. Günahlarından dolayı pişmanlık duyup Allah'tan af dileyen.
TAİF: (AR) Tavaf eden. Dönen, dolaşan.
TAKİ: (AR) Günahtan haramdan kaçınan, dinine bağlı.
TALAT: (AR) Yüz, çehre. Yüz güzelliği.
TALAY: (TR) Deniz, büyük nehir, taloy. Çok fazla.
TALAYER: (TR) Deniz eri, denizci.
TALAYHAN: (TR) Denizlerin hakanı, hükümdarı.
TALAYKAN: (TR) Denizci kanı taşıyan.
TALAYKUT: (TR) Kutsal deniz.
TALAYMAN: (TR) Deniz adamı, denizci.
TALAS / TALAZ : (TR) Kasırga, fırtına.
TALHA: (AR) Zamk ağacı.
TALİB / TALİP : (AR) Talep eden arayan, isteyen; istekli. Alıcı müşteri. Talebe, öğrenci.
TALİK: (AR) Güleryüzlü. Düzgün söz söyleyen.
TALU: (TR) Seçkin, seçilmiş, güzel. İki kürek kemiği arası.
TALUY: (TR) Deniz, okyanus, talay.
TALUT: (İBR) Bakara suresinde İsrailoğulları hükümdarlığına Allah tarafından tayin edilen ve az bir askerle Calut'un ordularını yok eden komutan.
TAMAY: (TR) Dolunay, ayın ondördü.
TAMER: (TR) Nitelikli, saygın kişi.
TAMERK: (TR) Güçlü, kuvvetli kimse.
TAMERKİN: (TR) (bkz. Tamerk).
TAMKOÇ: (TR) Koç gibi güçlü.
TAMKUT: (TR) Çok mutlu, talihli kimse.
TAN: (Tür.) Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, şafak vakti.
TANAÇAN: (TR) Sabah alacakaranlık.
TANAK: (TR) Garip, tuhaf, şaşırtıcı.
TANALP: (TR) Aydın, bilge yiğit.
TANALTAN: (TR) Tan - altan.
TANALTAY: (TR) Tan - altay.
TANAY: (TR) Şafak ve ay.
TANAYDIN: (TR) Aydınlık şafak.
TANBAY: (TR) Tan - bay.
TANBEK: (TR) Aydın bey.
TANBERK: (TR) Şafak çizgisi. Parlayan şimşek.
TANBEY: (TR) Şafak gibi aydınlık kimse.
TANBOLAT: (TR) Tan renginde çelik.
TANCAN: (TR) Önü aydınlık kimse.
TANDAN: (TR) Tan vaktinde doğan.
TANDOĞAN: (TR) Ağaran şafak.
TANDOĞDU: (TR) Tan vakti doğan kimseye verilen isim.
TANDORUK: (TR) Dorukların ilk ışıklarla aydınlanması.
TANER: (TR) (bkz. Tan).
TANFER: (TR-FAR) Tan vaktinin yan aydınlığı.
TANGÜN: (TR) Şafakla başlayan aydınlık gün.
TANIN: (TR) Herkesçe adın duyulsun, ünlen.
TANIR: (TR) Anımsar, bilir. Bilip ayıran, seçen.
TANIRCAN: (TR) Cana yakın. Çabuk tanışıp yaklaşan.
TANIRER: (TR) (bkz. Tanır-can).
TANJU: (TR) Türk hükümdarlarına Çinliler tarafından verilen unvan.
TANKAN: (TR) Şafak gibi aydınlık, temiz soydan gelen.
TANKOÇ: (TR) Tan koç.
TANKUT: (TR) Kutlu, uğurlu sabah.
TANÖREN: (TR) Şafakta çalışan.
TANPINAR: (TR) Tan pınar.
TANSAN: (TR) Tan gibi aydınlık, temiz adı olan. .
TANSIK: (TR) Şaşırtıcı, olağanüstü olay, mucize. Özlem, hasret. Değerli, kıymetli.
TANSOY: (TR) Şafak gibi aydınlık soyu olan
TANSU: (TR) Şafağın aydınlattığı su.
TANUĞUR: (TR) Uğurlu, mübarek sabah vakti.
TANVER: (TR) Şafak gibi ışık saç, aydınlat.
TANYEL: (TR) Şafak vakti esen rüzgar.
TANYERİ: (TR) Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan yer.
TANYILDIZ: (TR) Çoban yıldızı.
TANYOL: (TR) Şafak yolu, aydınlık yol.
TANYOLAÇ: (TR) Aydınlığa götüren, yol açan.
TANZER: (TR) Altın renginde tanyeri.
TAPGAÇ: (TR) Ünlü. Aziz.
TAPIK: (TR) Saygı, hürmet. İkram, hizmet.
TARA: (FAR) Yıldız, necim.
TARAB: (AR) Sevinç, şenlik.
TARAN: (TR) Geniş alan. İn. Kuş ya da balık kümeleri.
TARANCI: (TR) Rençber, çiftçi.
TARDU: (TR) Armağan, hediye.
TARHAN: (TR) Oğuzlarda demirci ve zanaatçı ustaları. Büyük toprak sahipleri, büyük tüccarlar. Han ve komutan unvanı.
TARHUN: (AR) Hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki.
TARIK: (AR) Sabah yıldızı, zühre, venüs, yol.
TARKAN: (TR) Türklerin kullandığı, vekil, vezir, bey gibi unvan. Ayrıcalıklı, saygın kişi.
TAŞAN: (TR) Coşkulu, taşkın.
TAŞBOĞA: (TR) Taş gibi sert, boğa gibi güçlü kimse.
TAŞCAN: (TR) Taş gibi sağlam kimse.
TAŞDEMİR: (TR) Taş ve demir gibi güçlü, sağlıklı.
TAŞEL: (TR) Sağlam güçlü el.
TAŞER: (TR) Sağlam güçlü kimse.
TAŞGAN: (TR) Pınar, kaynak.
TAŞKAN: (TR) Sağlam, güçlü soydan gelen.
TAŞKIN: (TR) Taşmış halde bulunan. Coşkun. Aşırı.
TAŞKINAY: (TR) (bkz. Taşkın).
TAŞKINER: (TR) Coşkulu, coşkun kimse.
TAŞTEKİN: (TR) Emin, güvenilir, sağlam kişi.
TATAR: (TR) Bir Türk kavmi. Posta sürücüsü. Gül zambak gibi çiçeklerin açılmamış goncaları.
TATU: (TR) Barış, sulh.
TAVGAÇ: (TR) Çekicilik, cazibe.
TAVİL: (AR) Uzun. Çok süren. Aruzda bir ölçek.
TAYBARS: (TR) Pars gibi güçlü tay (çocuk).
TAYCAN: (TR) Genç ve güçlü kimse.
TAYFUN: (TR) Büyük okyanus ve Çin Denizi'nde görülen şiddetli fırtına.
TAYFUR: (AR) Küçük bir kuş türü.
TAYGAR: (AR) Uçan uçucu. Gaza dönüşen.
TAYGUN: (TR) Çocuk, torun.
TAYGUNER: (TR) Erkek torun
TAYI: (AR) Bir işi kendi isteğiyle yapan.
TAYKARA: (TR) Esmer, karayağız çocuk.
TAYKOÇ: (TR) Tay - koç.
TAYKURT: (TR) Tay - kurt.
TAYKUT: (TR) Kutlu uğurlu çocuk.
TAYLAK: (TR) Yeni doğmuş at yavrusu. Biniye gelmiş iki yaşında at yavrusu. Deve yavrusu. Yaramaz çocuk.
TAYLAN: (TR) İnce, kibar, güzel, boylu boslu kimse. Çok yağmur yağdığı halde işlenebilir toprak.
TAYMAN: (TR) Genç, taze, toy kimse.
TAYMAZ: (TR) Düşmeyen, kaymayan, dengeli kimse.
TAYUK: (TR) İnce, kibar genç.
TAYYİB / TAYYİP: (AR) İyi, hoş, güzel ala. Helal, çok temiz.
TEBER: (FAR) Küçük balta. Dervişlerin kullandıkları uzun saplı küçük balta.
TECEN: (TR) Mağrur, gururlu.
TECER: (TR) Becerikli. İç Anadolu'da sıradağ.
TECİK: (TR) Tutumlu, idareli tasarruflu.
TECİMEN: (TR) Ticaret adamı, tüccar. Tutumlu, idareli.
TECİMER: (TR) Tüccar.
TECMİL: (AR) Süs, tezyin.
TEDÜ: (TR) Bilge, zeki, anlayışlı kimse.
TEFHİM: (AR) Anlatma, bildirme.
TEKALP: (TR) Eşsiz, benzersiz yiğit.
TEKAY: (TR) Eşsiz ay.
TEKCAN: (TR) Çok değerli, eşsiz kimse.
TEKDOĞAN: (TR) Eşsiz, benzersiz doğmuş olan.
TEKECAN: (TR) Mert, sözünde duran. Özü sağlam kimse. Çayırlarda biten bir bitki.
TEKİN: (TR) Boş, ıssız. Sakin, rahat, uslu. İçinde kötülük bulunmayan. Tek, eşsiz. Uyanık, tetikte. Şehzade, prens. Uğurlu.
TEKİNALP: (TR) Tek ve eşsiz yiğit.
TEKİNAY: (TR) Biricik ve hayırlı ay.
TEKİNDAĞ: (TR) Uğurlu dağ.
TEKİNEL: (TR) Hayırlı el.
TEKİNER: (TR) Tek, eşsiz ve hayırlı kimse.
TEKİNSOY: (TR) İyi soydan gelen kimse.
TEKMİL: (AR) Kemale erdirme. Bitirme, bitirilme, tamamlanma, tamamlama. Tam, eksiksizce, bütün, hep.
TEKRİM: (AR) Ululama, saygı gösterme.
TEKSEN: (TR) Sen teksin, eşsizsin anlamında.
TEKSOY: (TR) Eşsiz bir soydan gelen.
TEMCİT: (AR) Ululama, ağırlama. Sabah ezanından sonra okunan, Allah'ın ululuğunu anlatan dua.
TEMEL: (YUN) Yapılardan toprak içinde kalan ve yapıya dayanak teşkil eden duvar ve taban kısımları, koyuk. Bu kısımların yapılması için açılan çukur. Asıl, esas. Dayanak. Belli, başlı en önemli.
TEMİRCAN: (TR) Demir gibi sağlam kimse
TEMİRHAN: (TR) Demir gibi sağlam güçlü hükümdar. Timur han.
TEMİRKUT: (TR) Demir gibi güçlü ve uğurlu.
TEMİZALP: (TR) İyi ahlaklı kimse. Temiz yapılı ve yiğit.
TEMİZCAN: (TR) İçi temiz olan kimse.
TEMİZEL: (TR) Dürüst kimse.
TEMİZER: (TR) Dürüst kimse.
TEMİZHAN: (TR) İyi vasıflı lider.
TEMİZKAL: (TR) Her zaman doğru ve dürüst kal.
TEMİZKAN: (TR) Temiz soydan gelen.
TEMİZÖZ: (TR) Özü temiz, dürüst olan.
TEMİZSAN: (TR) Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
TEMİZSOY: (TR) Temiz ve dürüst soydan gelen.
TEMREN: (TR) Ok, kargı gibi delici silahların ucundaki sivri demir.
TEMÜR: (TR) Demir.
TENDÜ: (Moğolca) Yiğit, cesur.
TENGİZ: (TR) Deniz.
TENGİZALP: (TR) Denizci yiğit.
TEOMAN: (TR) Hun imparatoru Mete'nin babası.
TERCAN: (TR) Genç, taze, delikanlı. Kırmızı buğday.
TERİM: (TR) Bilim ve sanat kavramlarından birini anlatan sözcük.
TETİKER: (Tür.) Uyanık, çevik, becerikli kimse.
TEVFİK: (AR) Uydurma, uygun düşürme. Başarıya ulaştırma. Allah'ın yardımına kavuşma.
TEZAL: (TR) Çabuk ol.
TEZALP: (TR) Çabuk, hızlı yiğit.
TEZAY: (TR) (bkz. Tezal).
TEZCAN: (TR) Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız.
TEZEL: (TR) Çabuk iş gören, becerikli.
TEZER: (TR) Çabuk hızlı, çevik kimse.
TEZEREN: (TR) Çabuk ulaşan, erişen.
TEZKAN: (TR) Kanı kaynayan, heyecanlı kimse.
TEZVEREN: (TR) Duyarlı, reaksiyoner.
TINAL: (TR) Soluk al, yaşamını sürdür.
TINAZ: (TR) Ot ya da saman yığını.
TİBET: (TR) Çin'in batısında bağımsız bir bölge.
TİGİN: (TR) (bkz. Tekin).
TİMUR: (TR) Demir. Türk- Moğol imparatoru.
TİMURCAN: (TR) Demir gibi sağlam ve güçlü.
TİMURHAN: (TR) (bkz. Timur).
TİMURKAN: (TR) Demir gibi güçlü soydan gelen.
TİMURÖZ: (TR) Özü demir gibi güçlü ve sağlam olan.
TİMURTAŞ: (TR) Demir ve taş gibi güçlü ve sert olan.
TİTİZ: (TR) Çok dikkatli ve özenli davranan. Prensiplerine aşın düşkün. Huysuz, öfkeli.
TOĞAN: (TR) Doğan, şahin.
TOĞAY: (TR) Fundalık.
TOKALP: (TR) Doymuş aç olmayan kimse. Kalın ve gür sese sahip. Kibirli.
TOKCAN: (TR) Gönlü tok olan.
TOKDEMİR: (TR) Sağlam demir.
TOKER: (TR) Tok er.
TOKGÖZ: (TR) Aç gözlü olmayan.
TOKHAN: (TR) Tok han.
TOKKAN: (TR) Cömert soylu.
TOKÖZ: (TR) Cömert ve kerem sahibi.
TOKTAHAN: (TR) Yerleşik yaşayan han.
TOKTAMIŞ: (TR) Bir yere yerleşmiş, oturmuş (kimse). Dinmiş, sakinleşmiş.
TOKTAŞ: (TR) Tok taş.
TOKTİMUR: (TR) Tok timur.
TOKTUĞ: (TR) Tok tuğ.
TOKUR: (TR) Eski Türk erkek adlarından.
TOKUŞ: (TR) Savaş.
TOKUŞHAN: (TR) Savaşçı lider, hakan.
TOKUZ: (TR) Dokuz. Kalın ve sık dokunmuş kumaş.
TOKUZER: (TR) Dokuz er. Dayanışmacı, tutkun yiğit.
TOKUZTUĞ: (TR) Dokuz tuğ.
TOKYAY: (TR) Tok yay.
TOKYÜREK: (TR) Yürekli, cesur.
TOKYÜZ: (TR) Tok yüz.
TOLA: (TR) Dolu, boş olmayan. Keyif, neşe. Güçlü korkusuz.
TOLAY: (TR) Topluluk, cemiyet.
TOLGA: (TR) Demir harp başlığı. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık. Miğfer.
TOLGAHAN: (TR) Güçlü ve çevreli lider, han.
TOLGAN: (TR) Dolanma, dolaşma.
TOLGAY: (TR) Çevre, dolay.
TOLGUNAY: (TR) Dolunay.
TOLUN: (TR) Dolun, bedir, ayın ondördü.
TOLUNAY: (TR) Ayın ondördü, mehtap, dolunay.
TOLUNBAY: (TR) Birikimli, kişiliği gelişmiş.
TONAY:(*) Ay gibi parlak, ışıklı giysi.
TONGAL: (TR) Zengin kimse. Yaşlı erkek.
TONGAR: (TR) Büyük, güçlü. Yaşlı.
TONGUÇ: (TR) En büyük çocuk. Bir tür kuş, baykuş.
TOPAY: (TR) Dolunay.
TOPÇAM: (TR) Top çam.
TOPÇAY: (TR) Topçay.
TOPDEMİR: (TR) Top demir.
TOPEL: (TR) Top el.
TOPER: (TR) Top er.
TOPRAK: (TR) Yerkabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. Ülke, memleket. İşlenmiş arazi.
TOPUZ: (TR) Bir ucu top gibi olan silah. Kısa boylu kimse. Balyoz.
TOR: (TR) Toy, deneyimsiz. Ürkek, çekingen, utangaç. Mağrur, gururlu. Fidan. Toksöz.
TORALP: (TR) Gururlu, yiğit.
TORAMAN: (TR) Güçlü kuvvetli.
TORAN: (TR) Güçlü, kuvvetli, iri yan kimse. Yiğit, kahraman.
TORCAN: (TR) Çekingen, utangaç.
TORGAY: (TR) Serçe, tarla kuşu.
TORHAN: (TR) Gururlu hükümdar.
TORKAL: (TR) Hep utangaç ve çekingen ol.
TORKAN: (TR) Gururlu ve tok sözlü soydan gelen.
TORLAK: (TR) Güzel, genç, yakışıklı. İyi gelişmiş ağaç fidanı.
TORUMTAY: (TR) Yırtıcı bir kuş türü.
TOTUK: (TR) Eski Türkler'de askeri vali.
TOYBOĞA: (TR) Genç boğa.
TOYCAN: (TR) Çok genç ve tecrübesiz.
TOYDEMİR: (TR) Toy - demir.
TOYDENİZ: (TR) Toy - deniz.
TOYGAR: (TR) Tarla kuşu, turgay.
TOYGUN: (TR) Genç, delikanlı. Çakırdoğan.
TOYKA: (TR) Büyük, kalın sopa.
TOZAN: (TR) İnce toz tanesi. Tozu çok olan yer. Kar fırtınası.
TOZUN: (TR) Soylu, asil.
TÖKEL: (TR) Çok.
TÖRE: (TR) Eğitim, görgü, gelenek. Soyluluk, asalet. Eksiksiz, mükemmel. Geline verilen armağan.
TÖREGÜN: (TR) Geleneksel, geleneğe uygun, gündemde.
TÖREHAN: (TR) Görgülü er.
TÖREL: (TR) Töreye uygun olan, töre ile ilgili.
TORUM: (TR) Yaratılış.
TÖZ: (TR) Kök, asıl, cevher.
TÖZÜM: (TR) Sabırlı, alçak gönüllü.
TUFAN: (AR) Hz. Nuh zamanında Allah'ın kötülüğe sapmış insanları cezalandırmak için gönderdiği bütün dünyayı su ile kaplayan yağmur. Şiddetli yağmur ve sel.
TUGAY: (TR) İki alaydan oluşan askeri birlik, liva.
TUĞ: (TR) Eskiden paşalara verilen at kılından yapılmış sorguç.
TUĞAL: (TR) Sancaktar. Tuğ taşıyan.
TUĞALP: (TR) Milli lider.
TUĞALTAN: (TR) Tuğ - altan.
TUĞALTAY: (TR) Altay'a özgü, Altay simgesi.
TUĞBAY: (TR) Eskiden tugay komutanlığı yapan albay.
TUĞCU: (TR) At kılından yapılmış tuğları taşıyan kimse.
TUĞKAN: (TR) Tuğ kan.
TUĞKUN: (TR) İzinsiz yanına varılmayan varlıklı, saygın.
TUĞLU: (TR) Bayraklı, sancaklı. Şımarık.
TUĞRA: (TR) Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları özel biçimi olan simge. Mühür.
TUĞRUL: (TR) Ak doğan, çakırdoğan, yırtıcı kuşlardan bir kuş.
TUĞSAN: (TR) Tuğ san.
TUĞSAV: (TR) Tuğ sav.
TUĞSAVAN: (TR) Tuğ savan.
TUĞSAVAŞ: (TR) Tuğ savaş.
TUĞSEL: (TR) Tuğ sel.
TUĞSER: (TR) Baştuğ.
TUĞTAŞI: (TR) Tuğ taş.
TUĞTEKİN: (TR) Biricik, uğurlu tuğ.
TUĞYAN: (AR) Coşma, taşma. İsyan.
TULÜ: (AR) Doğma, doğuş.
TULÜN: (TR) Dolun.
TUNA: (TR) Çok bol. Yavru. Görkemli, gösterişli. Karaormanlardan doğan, Karadeniz'e dökülen, Avrupa'nın Volga'dan sonra en uzun ırmağı.
TUNCA: (TR) Balkan Yarımadası'nda Meriç ırmağının kolu.
TUNCAL: (TR) Al renginde tunç.
TUNCALP: (TR) Tunç gibi güçlü, kuvvetli yiğit.
TUNCAY: (TR) Tunç renginde ay.
TUNCEL: (TR) Tunç gibi güçlü el.
TUNCER: (TR) Tunç gibi güçlü kimse.
TUNÇ: (TR) Bakır, çinko, kalay karışımı.
TUNÇAL: (TR) Tunç al.
TUNÇALP: (TR) Güçlü yiğit.
TUNÇARAL: (TR) Tunç aral.
TUNÇASLAN: (TR) Tunçaslan.
TUNCAY: (TR) Tunç ay.
TUNÇBAY: (TR) Tunç bay.
TUNÇBİLEK: (TR) Tunç bilek.
TUNÇBOĞA: (TR) Tunç gibi sağlam, boğa kadar güçlü.
TUNÇBÖRÜ: (TR) Tunç gibi sağlam, kurt kadar güçlü.
TUNÇÇAĞ: (TR) Tunç dönemi.
TUNÇDAĞ: (TR) Tunçtan oluşan, dağ gibi güçlü.
TUNÇEL: (TR) Tunç gibi güçlü el.
TUNÇER: (TR) Tunç gibi güçlü kimse.
TUNÇHAN: (TR) Tunç han.
TUNÇKAN: (TR) Güçlü soydan gelen. Tunç kanından.
TUNÇKAYA: (TR) Tunç kaya.
TUNÇKILIÇ: (TR) Tunç kılıç.
TUNÇKOL: (TR) Güçlü kuvvetli kimse.
TUNÇKURT: (TR) Tunç kurt.
TUNÇÖVEN: (TR) Tunç öven.
TUNÇSOY: (TR) Kökü güçlü soydan gelen kimse.
TUNÇTÜRK: (TR) Sağlam ve güçlü Türk.
TUR: (AR) Dağ. Delikanlı genç. Gelir, kazanç, verim. Devir, dolaşma.
TURA: (TR) Tuğra. Kalkan, siper.
TURAÇ: (TR) Keklik cinsinden eti yenir bir av kuşu.
TURALP: (TR) Genç, delikanlı yiğit.
TURAN: (TR) Eski İranlılara göre Türk ülkesi. Bütün Türkler'in ve Turan kavimlerinin birleşmesiyle meydana gelecek devlet.
TURATEKİN: (TR) Emin, zararsız ve koruyucu yiğit.
TURAY: (TR) Tur ay.
TURBAY: (TR) Tur bay.
TURCAN: (TR) Genç, delikanlı.
TURGAY: (TR) Boz renkli, küçük ötücü, tarlalarda yuva yapan bir tür serçe, torgay. TURGUT: (TR) Konut, oturulacak yer.
TURHAN: (TR) Soylu ve seçkin kimse. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygın kimse. Turahan.
TUTKUN: (TR) Bir şey ya da birine düşkün bağlı. Bol, verimli. Esir, tutsak.
TUYAN: (TR) Semiz, şişman. Zngin. Kibirli, gururlu.
TUYGUN: (TR) Genç, güçlü. Çılgın, şımarık. Duygulu, hassas.
TUYUĞ: (TR) Şiir, şarkı, türkü.
TUZ: (TR) Güzellik, şirinlik.
TUZER: (TR) Şirin delikanlı.
TÜBLEK: (TR) Soylu, asil.
TÜKEL: (TR) Tam, bütün, mükemmel.
TÜKELALP: (TR) Kusursuz yiğit.
TÜKELAY: (TR) Dolunay.
TÜLEK: (TR) Kurnaz, açıkgöz, düzenci. Efe. Çok genç, delikanlı. Zengin. Saygın kimse. Sakin, gururlu.
TÜMAY: (TR) Dolunay.
TÜMBAY: (TR) Tüm bay.
TÜMCAN: (TR) Tüm - can.
TÜMEL: (TR) Temel.
TÜMEN: (TR) On bin. Pek çok. Yığın, küme, sürü.
TÜMENBAY: (TR) Tümen komutanı onbin kişilik grubun lideri.
TÜMER: (TR) Tam erkek, yiğit.
TÜMERDEM: (TR) Çok erdemli.
TÜMERK: (TR) Güçlü, kuvvetli.
TÜMERKAN: (TR) Yiğit kandan gelen.
TÜMERKİN: (TR) Olgun.
TÜMKAN: (TR) Kanlı, canlı, sağlıklı.
TÜMKURT: (TR) Tüm - kurt.
TÜMKUT: (TR) Çok talihli, kutlu.
TÜN: (TR) Gece.
TÜNAK: (TR) Işıklı, mehtaplı gece.
TÜNAL: (TR) Tün - al.
TÜNAY: (TR) Tün - ay.
TÜNER: (TR) Tün - er.
TÜNEY: (TR) Öğle güneşi alan yer. Güneş battıktan sonraki zaman. Güneşli yer.
TÜRABI: (AR) Toprakla ilgili. Topraktan.
TÜRE: (TR) Görenek, gelenek, töre. Subay, komutan. Hak ve hukuka uygunluk, adalet.
TÜREGÜN: (TR) Türe - gün.
TÜREHAN: (TR) Türe - han.
TÜREK: (TR) Tepelerin ortasındaki çıkıntı.
TÜREL: (TR) Hukuksal, hukukla ilgili.
TÜRELİ: (TR) Güzel.
TÜREMEN: (TR) Yasa adamı, hukukçu.
TÜREV: (TR) Oluşan, ortaya çıkan, türeyen.
TÜRKAY: (TüR) Ay gibi parlak, aydınlık Türk.
TÜRKCAN: (TR) Sevilen Türk.
TÜRKDOĞAN: (TR) Türk soyuna mensup.
TÜRKER: (TR) Türk er.
TÜRKEŞ: (TR) Oğuz yazıtlarında adı geçen bir kahramanın adı.
TÜRKMEN: (TR) Oğuzların bir kolu. Bu koldan olan. Tam göçebe olmayan fakat mevsiminde yaylaya veya yazıya çıkan.
TÜRKOĞLU: (TR) Türk oğlu.
TÜRKOL: (TR) Türk ol.
TÜRKÖZ: (TR) Özü, aslı Türk olan.
TÜRKSAN: (TR) Adı duyulmuş, Türk gibi ünlü.
TÜRKŞEN: (TR) Şen ve mutlu Türk anlamında.
TÜRKYILMAZ: (TR) Direnişçi, sebat eden.
TÜRÜNK: (TR) Çalışan, etkin.
TÜVÂN: (FAR) Güç, kuvvet.
TÜVANGER: (FAR) Zengin, mülk sahibi, varsıl.
TÜZEL: (TR) Adalet, hukuk.
TÜZEMAN: (TR) Adaletli kimse. Yasa adamı, hukukçu.
TÜZMEN: (TR) Doğru, adil, güvenilir kimse.
TUZUN: (TR) Yumuşak huylu, sakin kimse, soylu, asil.
TÜZÜNALP: (TR) Yumuşak başlı, sakin, asil yiğit.
TÜZÜNER: (TR) Tüzün er.















U-Ü İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

U HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
UCA: (TR) Yüksek, yüce.UCATEKİN: (TR) Yücelikte eşsiz kimse.
UÇANAY: (TR) Ay gibi yüksek anlamında.
UÇANOK: (TR) Hızlı, atak, yiğit.
UÇAR: (TR) Uçan, uçucu.
UÇARER: (TR) Uçar er.
UÇBAY: (TR) Sınır beyi.
UÇBEYİ: (TR) Selçuklu ve Osmanlılar'da sınırlardaki askeri güçlerin kumandanlarına verilen ad.
UÇHAN: (TR) Sınır şehir hanı.
UÇKAN: (TR) Deli dolu, havai, toy.
UÇKUN: (TR) Kıvılcım. Pahalı, yüksek. Uçan, çapkın. Becerikli, eli tez.
UÇMA: (TR) Dağın karlarla örtülmüş dik yamacı.
UÇMAN: (TR) Uçan uçucu.
UÇUK: (TR) Uçmuş, soluk renk. Çökmüş yer, toprak. İyi. Sivri dağ tepesi.
UÇUR: (TR) Vakit, an, fırsat. Mevsim.
UFKİ: (AR) Ufka ait, ufukla ilgili.
UFUK: (AR) Düz arazide ya da açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. Çevre, dolay.
UĞAN: (TR) Yüce, yüksek, güçlü.
UĞRAŞ: (TR) Güçlük ve kötülükle uğraşma, mücadele.
UĞUR: (TR) İyilik, şans, talih, baht. Fırsat, tesadüf. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan iyilik kaynağı.
UĞURAL: (TR) Uğur + al.
UĞURALP: (TR) Hayırlı yiğit.
UĞURATA: (TR) Hayırlı ata.
UĞURAY: (TR) Uğurlu ay.
UĞURCAN: (TR) İyilikçi ve candan.
UĞUREL: (TR) Eli uğurlu olan.
UĞURHAN: (TR) Hayırlı lider.
UĞURLU: (TR) Uğurlu olan, iyilik getirdiğine inanılan, kutsal kutlu.
UĞURLUBAY: (TR) Uğurlu -bay.
UĞURLUBEY: (TR) Uğurlu -bey.
UĞURSAL: (TR) Uğurla ilgili, uğurlu.
UĞURSAN: (TR) Uğuruyla tanınmış olan.
UĞURSAY: (TR) Uğur say.
UĞURSEL: (TR) Uğur sel.
UĞURSOY: (TR) Uğurlu soydan gelen.
UĞURTAN: (TR) Uğur tan.
UĞURTAY: (TR) Uğurlu genç.
UĞUŞ: (TR) Anlayış, zeka, bekleyiş. Benzeyiş. Soy, kabile, soysop.
UĞUZ: (TR) Kutsal, mübarek. Saf, temiz.
ULA: (AR) Birinci. Şan ve şeref sahibi kimse
ULAÇ: (TR) Bağlayan, bağlayıcı. Sınır.
ULAÇHAN: (TR) Sınır hanı.
ULAĞ: (TR) Ulak.
ULAŞ: (TR) Amacına eriş, isteğine kavuş.
ULU: (TR) Erdemleri bakımından çok büyük, yüce. Zengin, saygın.
ULUALP: (TR) Çok erdemli, yüce yiğit.
ULUANT: (TR) Kutsal, büyük yemin.
ULUBAŞ: (TR) Yüce, saygın kimse.
ULUBAY: (TR) Yüce, saygın, erdemli kişi.
ULUBEK: (TR) Saygınlığı olan bey.
ULUBERK: (TR) Saygın kişilikli yiğit..
ULUCAN: (TR) Erdemli, saygın, yüce kişi.
ULUÇ: (TR) Selçuklular döneminde Türk beylerine verilen unvan.
ULUÇAĞ: (TR) Hayırlı, uğurlu dönem.
ULUÇAM: (TR) Ulu - çam.
ULUÇKAN: (TR) Uluç - kan.
ULUDAĞ: (TR) Çok büyük, yüce dağ.
ULUDOĞAN: (TR) Doğuştan yüce, uğurlu kimse.
ULUER: (TR) Saygın, uğurlu, yüce kimse.
ULUERKAN: (TR) Saygın, yüce, soylu kimse.
ULUĞ: (TR) Ulu, büyük, saygın.
ULUHAN: (TR) Büyük, saygın hükümdar.
ULUKAAN: (TR) Büyük, saygın hükümdar.
ULUKAN: (TR) Soylu yüce kandan gelen.
ULUKUT: (TR) Çok uğurlu, kutlu kimse.
ULUM: (TR) Ululuk, haşmet, büyük gösteriş.
ULUMAN: (TR) Ulu, yüksek, saygın kimse.
ULUMERİÇ: (TR) Ulu meriç.
ULUN: (TR) Büyük, ulu. Temrensiz ok. Buğday, arpa kökü.
ULUNAY: (TR) Büyük, ulu ay.
ULUÖZ: (TR) Özü yüce, saygın kimse.
ULUS: (TR) Millet, halk, insan topluluğu.
ULUSAN: (TR) Adı yüce tanınmış kimse.
ULUSOY: (TR) Ulu, yüce, soylu.
ULUSU: (TR) Yüce, kutlu su.
ULUŞAHİN: (TR) Ulu şahin.
ULUSAN: (TR) Yüce şanlı kimse.
ULUTAN: (TR) Ulu tan.
ULUTAŞ: (TR) Ulu taş.
ULUTAY: (TR) Ulu tay.
ULUTEKİN: (TR) Yüksek şahsiyetli ve sakin kişilikli.
ULVİ: (AR) Yüksek, yüce, manevi yapısı ön plana çıkabilen.
UMA: (TR) Hediye, armağan. Konuk, misafir.
UMAN: (TR) Umudu olan, bekleyen, umutlu.
UMAR: (TR) Çare, çıkar yol.
UMMAN: (AR) Ulu, büyük, engin deniz, okyanus.
UMRAN: (AR) Bayındırlık, ma murluk. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.
UMUR: (TR) Görgü, bilgi, deneyim.
UMURAL: (TR) Görgü, bilgi, deneyim kazan.
UMURALP: (TR) Görgülü, bilgili, yiğit.
UMURBAY: (TR) Görgülü, bilgili, saygın kişi.
UMURBEY: (TR) Görgülü, bilgili, kişi.
UMUT: (TR) Ummaktan doğan , güven duygusu, ümit.
UNAN: (TR) Sadakat, bağlılık. Hak.
UNAT: (TR) Doğru yolu tutan. Akıllı. Ergin.
UNGAN: (TR) Onmuş kişi, mutlu. Yürekli, yiğit kişi.
UNSUR: (AR) Öğe, ilke, eleman.
URAL: (TR) Hazar denizine dökülen, ırmak ve sıradağ.
URALP: (TR) Kentli yiğit.
URALTAN: (TR) Ur - altan.
URALTAY: (TR) Ur - altay.
URAM: (TR) Büyük, geniş yol.
URAN: (TR) Yetenekli, usta, becerikli.
URANDU: (TR) Seçkin, seçilmiş. Hayırlı.
URANGU: (TR) Savaşçı, savaşkan.
URAZ: (TR) Şans, talih.
URAZA: (AR) Hediye, armağan. Konuğa çıkarılan yiyecek.
URGUN: (TR) Vurulan, vurulmuş. Vurgun, aşık. Gizli.
URHAN: (TR) Yüksek rütbeli han.
URKAN: (TR) Kale hendeği. Şehir, kent. Yüksek ve korunaklı yer.
URLUK: (TR) Aile, soy sop. Tohum.
URUÇ: (AR) Yukarı çıkma, yükselme, ağma.
URUK: (TR) Tane, tohum. Nesil, kuşak, soy.
URUZ: (TR) Hedef, amaç, gaye.
USAL: (TR) Gamsız, kedersiz, keyfine düşkün. Önemsiz.
USALAN: (TR) Akıl alan, akıllı.
USALP: (TR) Akıllı yiğit.
USBAY: (TR) Akıllı, saygın kişi.
USBERK: (TR) Şimşek gibi parlak akıllı kimse.
USBEY: (TR) Akıllı kişi.
USER: (TR) Akıllı kişi.
USHAN: (TR) Akıllı hükümdar.
USKAN: (TR) Akıllı soydan gelen.
USLU: (TR) Akıllı, zeki, uysal, sakin kimse.
USLUER: (TR) Akıllı, olgun kişi.
USMAN: (TR) Akıllı, zeki kimse.
USUM: (TR) Akıllı.
USUN: (TR) Hüzün.
UTKAN: (TR) Zafer kazanmış, muzaffer. Şerefli, onurlu soydan gelen.
UTKU: (TR) Birçok emek ve tehlikelerden sonra ulaşılan, mutlu sonuç, zafer.
UTMAN: (TRR) Şerefli, edepli, terbiyeli kimse.
UYAR: (TR) Uygun yerinde. Boyun eğen, uysal, nazik kimse.
UYARALP: (TR) Uysal, nazik yiğit.
UYAREL: (TR) Uyar el.
UYGAN: (TR) Uyumlu, uyan.
UYGAR: (TR) Kültürlü, eğilimli, görgülü, medeni.
UYGU: (TR) Uyum, uygunluk.
UYGUN: (TR) Yakışır, yaraşır, elverişli, yararlı. Oranlı.
UYGUNEL: (TR) Uygun el.
UYGUNER: (TR) Uygun uyumlu, olumlu.
UYGUR: (TR) Orta Asya'da büyük devlet ve uygarlık kurmuş, yazılı anıtlarla sanat yapıtları bırakmış olan bir Türk ulusu. Uygar, medeni.
UYGURALP: (TR) Uygar yiğit. Uygur'a mensup kişi.
UYSAL: (TR) Yumuşak başlı, uyumlu, boyun eğen. Terbiyeli.
UYUN: (AR) Gözler. Pınarlar, kaynaklar.
UZ: (TR) İyi, güzel. Uygun, doğru. Usta. Temiz, dikkatli. Becerikli, akıllı, anlayışlı. Yakın, içten.
UZALP: (TR) İyi, temiz, akıllı, anlayışlı yiğit.
UZAY: (TR) Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk.
UZBAY: (TR) İyi, becerikli, temiz, akıllı ve saygın kişi.
UZCAN: (TR) Uysal, uyumlu, iyi insan.
UZEL: (TR) Usta, becerikli kişi.
UZER: (TR) Becerikli, akıllı kişi.
UZGÖREN: (TR) Gerçeği önceden görebilen.
UZHAN: (TR) Ülke ve halkına faydalı olan.
UZKAN: (TR) Erdemli soydan gelen.
UZLET: (AR) Bir kenara çekilip toplum yaşayışından ayrı kalma.
UZMA: (AR) Büyük, en büyük.
UZMAN: (TR) Belli bir iş ya da konuda bilgi, görüş ve becerisi olan kimse.
UZSAN: (TR) Becerisi ve diğer iyi nitelikleriyle tanınan.
UZSOY: (TR) İyi nitelikli soydan gelen.
UZTAN: (TR) Uz - tan.
UZTAŞ: (TR) Uz - taş.
UZTAV: (TR) Uz - tav.
UZTAY: (TR) Uz - tay.
UZTEKİN: (TR) Uz - tekin

Ü HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARIÜBEYDULLAH: (AR) Allah'ın kulu.
ÜBEYD / ÜBEYT: (AR) Köle, kölecik, kul.
ÜÇEL: (TR) Yüce, yüksek. Arka.
ÜÇER: (TR) Üç er.
ÜÇOK: (TR) Oğuz destanına göre sol kolda bulunan 12 Oğuz boyuna verilen ad.
ÜKE: (TR) Onur, şeref.
ÜLFER: (AR) Büyük su, ırmak.
ÜLGEN: (TR) Yüce, yüksek, ulu. İyilik tanrısına verilen ad.
ÜLGENALP: (TR) Yüce, ulu, yiğit. Ülgen - alp.
ÜLGENER: (TR) Yüce, ulu kimse. Ülgen - er.
ÜLGER: (TR) Kumaş vb. şeylerdeki ince tüy.
ÜLGÜ: (TR) Yakışıklı kimse. Pay, hisse. Tutum, tavır.
ÜLKE: (TR) Bir devletin egemenliği altında bulunan yerlerin tümü. Yurt, vatan.
ÜLKEM: (TR) Yurdum, vatanım.
ÜLKEN: (TR) Senin yurdun, senin vatanın.
ÜLKENUR: (TR) Yurdunu aydınlatan ışık.
ÜLKER: (TR) Boğa burcunda yedi yıldızdan biri.
ÜLKÜ: (TR) Amaç edinilen, ulaşılmak istenilen şey.
ÜLKÜM (TR) Amacım, ulaşmak istediğim şey.
ÜLKÜMEN: (TR) Ülküsü olan. bir ülküye bağlı olan kimse.
ÜLKÜSEL: (TR) Ülkü ile ilgili, ülkü niteliğinde.
ÜLMEN: (TR) Denizci, deniz adamı.
ÜMİT: (FAR) (bkz. Umut).
ÜNAL: (TR) Adın duyulsun, tanın, ün kazan. Ün al.
ÜNALAN: (TR) Adı duyulmuş, ün kazanmış.
ÜNALDI: (TR) Ün aldı.
ÜNALMIŞ: (TR) Ün ve şan kazanmış.
ÜNALP: (TR) Tanınmış, ünlü, yiğit.
ÜNAY: (TR) Ay gibi tanınmış, ünü parlak, şöhretli.
ÜNEK: (TR) Kahraman, yiğit. Ünlü tanınmış.
ÜNER: (TR) Tanınmış, ünlü yiğit.
ÜNGÖRMÜŞ: (TR) Ün görmüş.
ÜNGÜN: (TR) Ün gün.
ÜNGÜR: (TR) Mağara.
ÜNKAN: (TR) Tanınmış soydan gelen, soylu kan.
ÜNLEM: (TR) Ses, seda, çağrı.
ÜNLÜ: (TR) Tanınmış, adı duyulmuş şöhretli, şanlı.
ÜNLÜER: (TR) Tanınmış, ünlü kimse.
ÜNLÜOL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan.
ÜNLÜSOY: (TR) Tanınmış soydan gelen.
ÜNSAÇ: (TR) Adın duyulsun, ünlen.
ÜNSAL: (TR) Adın duyulsun.
ÜNSAN: (TR) (bkz. Ünsal).
ÜNSEV: (TR) Adını ününü sev.
ÜNSEVEN: (TR) Ün seven.
ÜNSEVER: (TR) Ün sever.
ÜNSEVİN: (TR) Ün sevin.
ÜNSİ: (AR) Alışmış, sokulgan. Arkadaş, dost.
ÜNÜVAR: (TR) Ünü var . Ünlü tanınmış.
ÜNVER: (TR) Ünlen, tanınmış ol, insan ol.
ÜNVERDİ: (TR) Ün verdi.
ÜNVEREN: (TR) Ün veren.
ÜNZİL: (AR) Gönderilmiş, indirilmiş, inzal olunmuş.
ÜRÜNDÜ: (TR) Seçilmiş, seçkin.
ÜRÜNDÜBAY: (TR) Seçkin insan.
ÜSGEN: (TR) Yüksek. Gelişmiş.
ÜSTAM: (AR) Altın veya gümüşten yapılmış at eyeri. Emin, güvenilir.
ÜSTAY: (TR) Ay gibi yüksek yüce.
ÜSTEK: (TR) Yüksek, yüce.
ÜSTEL: (TR) (bkz. Üstek).
ÜSTER: (TR) Çok değerli kimse.
ÜSTÜN: (TR) Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Yenen, galip gelen.
ÜSTÜNBAY: (TR) Üstün bay. Seçkin, başarılı kimse.
ÜSTÜNDAĞ: (TR) Üstün dağ.
ÜSTÜNER: (TR) Üsten - er.
ÜVEYS: (AR) İsteyen, arzu eden.
ÜZER: (TR) Üst. Kaymak. Faiz. Can sıkıcı, üzücü.
ÜZEYİR: (AR) Kur'an-ı Kerim'de adı geçen, peygamber olup olmadığı konusunda ihtilaflı görüşler bulunan kişi.

V İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

V HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
VACİB/ VACİP : (AR) Dini bakımdan terkedilmesi doğru ve uygun olmayan, kesinlik bakımından farzdan sonra gelen.Çok lüzumlu, bırakılması mümkün olmayan zaruri.
VACİD/ VACİT : (AR) Yaratan, meydana çıkaran.
VAFİ: (AR) Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.
VAFİD: (AR) Elçi, temsilci.
VAHA: (AR) Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan.
VAHAB/ VAHAP : (AR) Bağışlayan, ihsan eden.
VAHAT: (AR) Çölde suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar.
VAHDEDDİN/ VAHDETTİN : (AR) Dinin tekliği, birliği.
VAHDET: (AR) Yalnızlık, teklik, birlik.
VAHİB / VAHİP : (AR) Bağışlayan, bağışlayıcı.
VAHİD / VAHİT: (AR) Bir, tek, yalnız. Allah'ın sıfatlarındandır.
VAHİDDİN / VAHİTTİN : (AR) Tek din, dinin tekliği.
VAKKAS: (AR) Okçu, savaşçı.
VALA: (FAR) Yüksek, yüce.
VARGIN: (TR) Ulaşan, isteğine kavuşan.
VASIF: (AR) Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has özellik, nitelik.
VARLIK: (TR) Yaşam, hayat. Var olan herşey.
VAROL: (TR) Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun.
VASFİ: (AR) Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli.
VECDET: (AR) Zenginlik, varsallık.
VECDİ: (AR) Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.
VECHİ: (AR) Yüzle ilgili, yüze ait.
VECİD: (AR) Bir şeyin güzelliği karşısında kendini kaybedecek dereceye gelmek, coşkulanmak.
VECİH: (AR) Yüz, çehre. Tarz, üslup. Neden.
VECİHİ: (AR) Güzellik, hoşluk, uygunlukla ilgili.
VEDAT: (AR) Sevgi, dostluk.
VEDİ: (AR) Başkasının malını saklamakla görevli kimse.
VEFA: (AR) Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme. Sevgi, dostluk ve bağlılıkta kararlılık, sebat.
VEFAİ: (TR) Vefa ile ilgili.
VEFAKAR: (AR+FAR) Sevgisi geçici olmayan, vefası olan.
VEFİ: (AR) Vefalı, bağlı. Tam , mükemmel, eksiksiz.
VEFİK: (AR) Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan.
VEHBİ: (AR) Allah'ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi.
VELİ: (AR) Çocuğun bakımı ve idaresi üzerinde olan, hal ve hareketlerinden sorumlu bulunan kimse. Dost, yakın. Allah'ın sevgili kulu, ermiş evliya.
VELİCAN: (AR) Candan, dost, yakın.
VELİD: (AR) Yeni doğmuş çocuk.
VERİM: (TR) Ortaya çıkan, beklenilen, istenilen sonuç.
VESİM: (AR) Güzel yüzlü.
VEYİS: (TR) Yoksulluk, muhtaçlık.
VEYSEL: (AR) Aslı Üveys'tir. Kurt anlamında.
VEYSİ: (AR) Yoksul, muhtaç.
VEZİR: (AR) Osmanlı devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan kimse.
VİSALİ: (AR) Kavuşma, ulaşma ile ilgili.
VİSAM: (AR) Damgalı, nişanlı.
VOLKAN: (FR) Yanardağ, burkan.
VURAL: (TR) Vur al.
VURALHAN: (TR) Vural +han.
VURGUN: (TR) Birine aşık, tutkun.

Y HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

Y HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
YABGU: (TR) Eski Türk devletlerinde "hükümdar" anlamında kullanılan bir unvan.
 YADİGAR: (FAR) Bir kimseyi ya da bir olayı anımsatan kimse. Bırakılan anı.
YAFES: (AR) Hz. Nuh'un üçüncü oğlu. Tufandan sonra Hazar denizinin kuzeyine yerleşmiştir. Türk soyunun atası olduğu söylenir.
YAĞAN: (TR). Yağmur, kar.
YAĞIN: (TR) Yağmur. Yiğit. Arka, sırt.
YAĞINALP: (TR) (bkz. Yağın).
YAĞIZ: (TR) Esmer. Doru. Yiğit.
YAĞIZALP: (TR) Esmer, güçlü yiğit.
YAĞIZBAY: (TR) Esmer kimse.
YAĞIZER: (TR) Esmer kimse.
YAĞIZHAN: (TR) Esmer hükümdar. Yeğni, katı, cesur han.
YAĞIZKAN: (TR) Asil, soylu kan.
YAĞIZKURT: (TR) Esmer, güçlü, kuvvetli kimse.
YAĞIZTEKİN: (TR) Esmer, güçlü, erkek.
YAHYA: (İBR) 'Allah lütufkardır" anlamında. Zekeriyya'nın oğlu olan peygamber.
YAKUB / YAKUP : (AR) Erkek keklik. İbranice, "Takib eden, izleyen".
YALAP: (TR) Parıltı. İvedi, hızlı, çabuk. Sarı renkli bir kuş. Şimşek.
YALAVAC: (TR) Peygamber, elçi.
YALAZ: (TR) Alev. Bayrak.
YALAZA: (TR) Alev.
YALAZABEY: (TR) Ateş gibi.
YALAZALP: (TR) Alev gibi parlak yiğit.
YALAZAN: (TR) Berk, şimşek.
YALAZAY: (TR) Ayın kırmızı ışıklar açar hali.
YALÇIN: (TR) Sarp. Düz kaygan. Parlak, cilalı.
YALÇINER: (TR) (bkz. Yalçın). Çetin, sert ve yiğit.
YALÇINKAYA: (TR) (bkz. Yalçın)
YALÇUK: (TR) Parlak, parlayan. Elçi.
YALDIRAK: (TR) Ak, parlak, ışıltılı.
YALGIN: (TR) Serap, ılgın. Alev.
YALIM: (TR) Alev, ateş. Kılıç, bıçak vb. kesici yüzü. Kaya. Sarp yer, uçurum. Şimşek. Kuvvet, kudret. Onur, derece.
YALIN: (TR) Gösterişsiz, sessiz, sade. Alev, ateş. Taş, büyük kaya. Çıplak, örtüsüz.
YALINALP: (TR) (bkz. Yalın).
YALINAY: (TR) Ayın en görkemli ve sade görüntüsü.
YALINÇ: (TR) Karışık olmayan, sade, yalın, yapılması ve anlaşılması kolay olan.
YALKI: (TR) Yalın, tek. Işın.
YALKIN: (TR) (bkz. Yalgın).
YALMAN: (TR) Kılıç, kama, bıçak, mızrak'ın ağzı veya ucu. Sarp, dik. Eğik, eğinik.
YALTIR: (TR) Parlak, parlayan.
YALTIRAK: (TR) Işık, parıltı. Kuyruklu yıldız.
YALTIRAY: (TR) Ayın ışıltısı.
YALVAÇ: (TR) (bkz. Yalavaç).
YAMAÇ: (TR) Dağın ya da tepenin herhangi bir yanı. Karşı. Yan. Yakın. Bedel, karşılık.
YAMAN: (TR) Kötü, korkulan, şiddetli. Cesur, güçlü. İşbilir, kurnaz, becerikli.
YAMANER: (TR) Güçlü, cesur erkek.
YAMANÖZ: (TR) Özü güçlü olan.
YANAÇ: (TR) Yön, taraf.
YANAL: (TR) Yanda olan, yana düşen. Alaca, değişik renkli. Kırmızı pembe. Nehir yatağı.
YANAR: (TR) Parlayan, parıldayan. Kaplıca. Aralık ve Ocak ayı.
YANIK: (TR) Yanmış olan, esmer. Duygulu, dokunaklı. Kavruk, gelişmemiş. Aşık.
YANIKER: (TR) Aşık, vurgun kimse.
YANKI: (TR) Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması.
YAREN: (FAR) Arkadaş, dost, yakın dost.
YARKIN: (TR) Şimşek, ışık, ışıklı.
YARLIK: (TR) Buyruk, ferman. Yasa, kanun. Yoksul, acınan. Bağış, lütuf.
YARUK: (TR) Işık, aydınlık, parlaklık, parıltı.
YASER: (AR) Bolluk, varlık, zenginlik, varlıklılık.
YASİN: (AR) Kur'an-ı Kerim'in 36. suresinin başlangıcı. Asıl manası bilinmemekle birlikte, "Ey insan, Ey Seyyid" gibi muhtelif anlamlar çıkarılmıştır.
YASUN: (TR) Tarz, üslup, töre. Doğa, tabiat.
YAŞAM: (TR) Doğumdan ölüme kadar geçen süre, hayat.
YAŞANUR: (TR) (bkz. Yaşa).
YAŞAR: (TR) Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan adlardır.
YAŞIK: (TR) Işık, parıltı, parlaklık.
YAŞIL: (TR) Yeşil. Erkek ördek.
YAŞIN: (TR) Işık, parlaklık. Gizli. Şimşek.
YATMAN: (TR) Boyun eğen, uysal, yumuşak başlı kimse.
YATUK: (Tür.) Kanun, santur vb. sazların genel adı. Saklanan kullanılmayan şey.
YAVER: (FAR) Yardımcı.
YAVEŞ: (TR) Ağırbaşlı, yumuşak huylu, sakin. Şefkatli, sevecen.
YAVUZ: (TR) Yaman güçlü, güzel. Sert, şiddetli, çetin, keskin.
YAVUZALP: (TR) Çetin ve mücadeleci yiğit.
YAVUZAY: (TR) Ayın en güzel hali.
YAVUZCAN: (TR) Güçlü kişiliği olan, kimse.
YAVUZER: (TR) Cesur, güçlü erkek.
YAVUZHAN: (TR) Güçlü hükümdar, hakan.
YAY: (TR) Ok atmaya yarayan, eğri ağaç ya da metal çubuk. Burç.
YAYALP: (TR) (bkz. Yay). Sportmen.
YAYBÜKE: (TR) (bkz. Yay).
YAYGIR: (TR) Gökkuşağı.
YAZGAN: (TR) Yazan, yazar.
YAZGANALP: (TR) (bkz. Yazgan).
YAZGI: (TR) Kader, alın yazısı.
YAZIR: (TR) Oğuzların, Bozok kolunun Ayhan soyundan gelen bir Türkmen boyunun adı.
YEĞİN: (TR) Zorlu, katı, şiddetli. Baskın, üstün. Yiğit, güçlü, çalışkan. Bereketli, bol. İyiliği seven. Yakışıklı, güzel, ince. Uygun yerinde.
YEĞİNER: (TR) (bkz. Yeğin).
YEĞREK: (TR) İyilik sever. Güzel. Fazla, çok.
YEKTA: (FAR) Tek, yalnız.Eşsiz, benzersiz.
YELER: (TR) Yel gibi hızlı, çabuk kimse.
YELESEN: (TR) Yel gibi hızlı, çabuk.
YELMEN: (TR) Aceleci, hızlı davranan, canı tez kimse.
YELTEKİN: (TR) (bkz.Yeler).
YENAL: (TR) Galip gelmek, zafer kazanmaktan emir.
YENAY: (TR) Yeni ay, hilal.
YENBU: (AR) Pınar, çeşme, kaynak.
YENER: (TR) Üstün gelen, kazanan.
YENGİ: (TR) Zafer, utku, yenme, alt etme.
YENİSEY: (TR) Eski SSCB'de 3800 km uzunluğundaki ırmak.
YEREL: (TR) Belirli bir yer ile ilgili olan, örf.
YERGİN: (TR) Hüzünlü, tasalı, kaygılı.
YERHUM: (AR) Erkek kartal.
YERSEL: (TR) Yere ait, yerle ilgili.
YERTAN: (TR) Güneşin ilk ışıklan.
YESAR: (AR) Varlık, zenginlik. Sol, sol tarafı.
YESARİ: (AR) Sol, solla ilgili, sol tarafa ait. Zenginlikle ilgili.
YETEN: (TR) Yetişen, ulaşan. Olgun, olgunlaşan. Süresi dolan, günü gelen. Tüm canlılar, herkes.
YETENER: (TR) Olgun erkek.
YETİK: (TR) Yetişmiş, erişmiş, büyümüş. Bilgili, olgun.
YETİŞ: (TR) Amacına ulaş, isteğine kavuş.
YETİŞEN: (TR) Ulaşan, kavuşan.
YETKİN: (TR) Gerekli olgunluğa erişmiş olan, ergin.
YETKİNER: (TR) Olgun, kişilikli bilge.
YEZİD: (AR) Emevi halifesi Muaviye'nin 3. oğlu.
YİĞİT: (TR) Güçlü, yürekli, kahraman, alp. Delikanlı, genç, erkek.
YİĞİTCAN: (TR) Güçlü, korkusuz, kahraman.
YİĞİTER: (TR) Güçlü, korkusuz, kahraman.
YİĞİTHAN: (TR) Yiğit, cesur hakan.
YİĞİTKAN: (TR) Güçlü, cesur soydan gelen.
YILDIRALP: (TR) Parlayan, ışıldayan, yiğit
YILDIRAN: (TR) Parlayan, ışıldayan, ışık saçan.
YILDIRAY: (TR) Parlak, ışık saçan ay.
YILDIRIM: (TR) Büyük ışık parlaması ve gök gürültüsüyle ortaya çıkan bulutlar arasında veya buluttan yere elektrik boşalması. Şiddetli, süratli, çabuk!
YILDIZHAN: (TR) Yıldızların hakanı.
YILHAN: (TR) Yıl - han.
YILKAN: (TR) Yıl - kan.
YILMA: (TR) Vazgeçme, korkma, doğru yoldan yürümekten ayrılma, yılma.
YILMAZ: (TR) Yılmayan, bıkmayan, azimli, sebatlı.
YOLAÇ: (TR) Yol gösteren, kılavuz.
YORDAM: (TR) Kılavuz, rehber. Beceri, yatkınlık. Gelenek, görenek. Anlayış, yerinde davranış.
YORUÇ: (TR) Komutan, kumandan.
YÖNAL: (TR) Yönünü, cepheni al.
YÖNER: (TR) (bkz. Yönal).
YÖNET: (TR) Uygun, doğru. İyi, güzel. Becerikli, yatkın. Biçim, tarz, usul.
YÖNTEM: (TR) Yol, tarz, metod. Yetenek . Uygun, kolay.
YÖRÜK: (TR) Göçebe. Çabuk yürüyen, hızlı. Hayvancılıkla geçinen göçebe Oğuz Türkleri.
YULA: (TR) Meşale. Kandil.
YULUĞ: (TR) Mutlu, mesut. Hak, adalet.
YUMLU: (TR) Uğurlu, kutlu. Kutsal, mübarek.
YUMUŞ: (TR) İş, güç çalışma.
YUNUS: (AR) Ilık ve sıcak denizlerde yaşayan, memeli hayvan. Bir takım yıldızın adı.Uzun müddet bir balığın karnında kaldığı rivayet edilen peygamber (Yunus).
YURA: (TR) Dağ sırtı.
YURDAER: (TR) Yurdu için doğmuş kimse.
YURDAŞEN: (TR) Yurdu şenlendiren.
YURDAY: (TR) Yurdu aydınlatan.
YURDCAN: (TR) Yurda canlılık veren.
YURTSEVEN: (TR) Yurdunu milletini seven.
YURTSEVER: (TR) (bkz. Yurtseven).
YUSUF: (AR) Yakub'un oğlu olan peygamber Yusuf. İbranice; inleyen, ah eden, inilti.
YÜCE: (TR) Yüksek, büyük, ulu.
YÜCEALP: (TR) Büyük, ulu yiğit.
YÜCEL: (TR) Yüksel, yüce bir duruma gel, başarı kazan, ilerle.
YÜCELAY: (TR) (bkz. Yücel).
YÜCELEN: (TR) Yükselen, yüce bir duruma gelen, ilerleyen.
YÜCESAN: (TR) Saygın bir adı olan.
YÜCESOY: (TR) Saygın, ulu, soylu.
YÜCETEKİN: (TR) (bkz. Yüce).
YÜKSEL: (TR) Yükseklere çık, yücel, basan kazan, ilerle.
YÜRÜK: (TR) (bkz. Yörük). Çabuk ve hızlı yürüyen. Tarihte yeniçerilere katılan yaya asker. Hızlı koşan at.
YÜRÜKER: (TR) (bkz. Yürük).



Z HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI

Z HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
ZABİT: (AR) Askere kumanda eden rütbeli asker, subay. Ticaret gemisi yöneticisi. Yönetme gücü olan. (Mecazi): Tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran kimse.ZADE: (FAR) Evlat, oğul. Dürüst, doğru adam.ZAFER: (AR) Amaca ulaşma, basan. Düşmanı yenme, üstün gelme, utku.
ZAFİR: (AR) Zafer kazanan, üstün gelen.
ZAĞNOS: (TR) Bir tür doğan kuşu.
ZAHİD / ZAHİT : (AR) Kuşkulu şeyleri bile terkederek günahtan kaçan, kimse.
ZAHİR: (AR) Parlak, parlak yıldız.
ZAİD / ZAİT : (AR) Artan, artıran.
ZAİK: (AR) Tad alan, tadıcı, tadan.
ZAİM: (AR) Kefil. Prenses, şef.
ZAKİR: (AR) Zikreden, ,anan.
ZATİ: (AR) Kendiyle ilgili, kendine ait, özel.Özle ilgili.
ZEKAİ: (AR) Zekayla ilgili, zekaya ait.
ZEKERİYA: (TR) Kuranı Kerim'de ismi geçen peygamberlerden biri.
ZEKİ: (AR) Zekalı çabuk anlayan ve kavrayan. Zeka gösteren.
ZEVAHİR: (AR) Parlak yıldızlar. (bkz. Zahir).
ZEVAL: (AR) Yerinden ayrılıp, gitme.Sona erme. Güneşin başucunda bulunma zamanı.
ZEYNEL: (TR) Zeynel Abidin adından kısalmış ad.
ZEYNELABİDİN: (AR) İbadet edenlerin süsü.
ZEYNİ: (AR) Süsle, bezekle ilgili.
ZEYNULLAH: (AR) Allah'ın süsü.
ZEYNUR: (AR) (bkz. Zinnur).
ZEYREK: (TR.) İlgi çekici. Eli uz, usta.Akıllı, zeki.
ZEYYAT: (AR) Zeytinyağı, zeytinyağı yapan kimse.
ZİHNİ: (AR) Zihinle, akılla ilgili.
ZİKRİ: (AR) Anma ile ilgili.
ZİRVE: (AR) Doruk, bir şeyin en yüksek noktası, tepesi.
ZİŞAN: (AR) Şanlı, sereni. Canlı. Bir tür lale.
ZİVEKAR: (AR) Gururlu. Vakar dolu. Vakar sahibi.
ZİVER: (FAR) Süs, bezek.
ZİVERBEY: (TR) (bkz. Ziver).
ZİYA: (AR) Aydınlık, parlaklık, nur, ışık.
ZİYAD / ZİYAT : (TR) Fazlalık, çokluk.
ZİYAEDDİN / ZİYAETTİN : (AR) Dinin ışığı , aydınlığı.
ZOBU: (TR) İri yarı,kaba. Delikanlı. Zor, sıkıntılı. Eski vezir konaklarındaki hizmetlilere verilen ad.
ZORAL: (TR) Zor al.
ZORLU: (TR) Güzel, çok güzel, iyi.Yakışıklı. Güçlü, dayanıklı. Sert, keskin. Yürekli, cesur. Girgin, girişken.
ZÜBEYR: (AR) Yazılı, küçük şey.
ZÜBEYİR: (AR) (bkz. Zübeyr).
ZÜHDİ / ZÜHTİ / ZÜHTÜ : (AR) Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren.
ZÜHEYR: (AR) Küçük çiçek, çiçekcik.
ZÜLFİ / ZÜLFÜ: (AR) (bkz. Zülfikar). Kılıcın kabzasına iliştirilen süs.
ZÜLFiKÂR: (AR) Hz. Ali'nin kullandığı çatal ağızlı kılıç. İki parçalı.
ZÜLKARNEYN: (AR) İki boynuzlu anlamında. Büyük İskender.
ZÜMER: (AR) Zümreler, gruplar. Kur'an-ı Kerim'in 39. süresi.